İçindekiler · 13 bölüm
İdari yargıda husumet hatası çoğu zaman dilekçe yazılırken değil, aylar sonra mahkemenin kararıyla fark edilir: dava il müdürlüğüne açılmıştır, oysa tüzel kişilik bakanlıktadır. Adli yargıdan gelen alışkanlık bu noktada endişe yaratır, çünkü orada yanlış kişiye yöneltilen dava reddedilir.
İdari yargıda sonuç farklıdır. Kanun, hasmın hiç gösterilmemesi ya da yanlış gösterilmesi hâlinde davanın reddine değil, dilekçenin gerçek hasma tebliğine karar verileceğini yazar. Aşağıda bu kuralı, davalı idarenin nasıl belirleneceğini, husumet itirazının ne anlama geldiğini ve ehliyet ile husumetin neden karıştırıldığını ele alıyoruz.
Kısaca Husumet Yanlışsa Ne Olur
| Durum | Sonuç | Dayanak |
|---|---|---|
| Hasım hiç gösterilmemiş | Dilekçe gerçek hasma tebliğ edilir | 2577 s. Kanun m.15/1-c |
| Yanlış hasım gösterilmiş | Dilekçe gerçek hasma tebliğ edilir | 2577 s. Kanun m.15/1-c |
| Karara itiraz | Bu karara karşı istinaf ya da temyiz yolu yoktur | 2577 s. Kanun m.15/4 |
| Ne zaman denetlenir | İlk incelemede, yedi başlıktan biri olarak | 2577 s. Kanun m.14/3-f |
| Sonradan fark edilirse | Davanın her safhasında aynı hüküm uygulanır | 2577 s. Kanun m.14/6 |
| Dava süresi | Dava açılmış sayıldığından süre yönünden kayıp doğmaz | 2577 s. Kanun m.15/1-c |
İdari Yargıda Husumet Nedir
Husumet, davanın kime karşı açıldığını anlatır. Hukuk dilinde “hasım” davalı taraftır; husumet ise bir kişinin o davada davalı olarak gösterilmesinin doğru olup olmadığı sorusudur.
İdari yargıda husumetin muhatabı kural olarak bir kişi değil, bir kamu tüzel kişisidir. Dava, işlemi tesis eden ya da zarara yol açan eylemi gerçekleştiren idareye karşı açılır. İşlemi imzalayan memur ya da amir davalı gösterilmez; sorumluluk kişiye değil kuruma bağlanır.
Bu nokta, idari yargıyı adli yargıdan ayıran temel özelliklerden biridir. Bir kamu görevlisinin görevi sırasında verdiği zarar için kural olarak doğrudan o görevliye dava açılmaz; muhatap, görevlinin bağlı olduğu idaredir. Bunun dayanağı, kamu hizmetinin kişilerce değil kurumlar eliyle yürütülmesi ve hizmetin işleyişinden doğan sorumluluğun kuruma ait olmasıdır.
Kuralın zarar gören bakımından sağladığı kolaylık açıktır. İşlemi hangi memurun hazırladığını, hangi birimin görüş verdiğini ve imzanın kimde olduğunu bilmek gerekmez; muhatap, tüzel kişiliği taşıyan kurumdur. İdarenin iç işleyişi kişiye kapalı bir alandır ve kanun bu bilgisizliği hak kaybı sebebi saymamıştır.
Husumetin belirlenmesinde sorulacak tek soru şudur: bu işlemi hangi tüzel kişi tesis etti? Sorunun cevabı imzanın altındaki unvanda değil, o unvanın bağlı bulunduğu kurumun hukuki statüsünde aranır. Bir birimin kendi antetli kâğıdı, bütçesi ya da müdürü olması onu tüzel kişi yapmaz; tüzel kişilik yalnızca kanunla kurulur.
İdari yargıda husumetin bir başka özelliği, davacının seçimine bırakılmamış olmasıdır. Adli yargıda davacı kime dava açacağını kendisi belirler ve seçiminin sonuçlarına katlanır. İdari yargıda ise gerçek hasmın kim olduğunu mahkeme tespit eder; davacının gösterdiği hasım bağlayıcı değildir.
İdari Yargıda Husumet Kime Yöneltilir
Cevap işlemin kaynağına göre değişir ve en sık hata da burada yapılır.
Bakanlık teşkilatında. Bakanlığın il ve ilçe müdürlükleri ayrı bir tüzel kişilik taşımaz; bunlar bakanlığın taşra birimleridir. İşlem il müdürlüğünce imzalanmış olsa bile davalı sıfatı kural olarak bakanlığa aittir.
Yerel yönetimlerde. Belediyeler kendi tüzel kişiliklerini taşır ve doğrudan davalı gösterilir. Büyükşehirlerde ilçe belediyesi ile büyükşehir belediyesi ayrı tüzel kişilerdir; hangisinin işlemi tesis ettiği belirlenmelidir. Su ve kanalizasyon idareleri de belediyeden ayrı tüzel kişiliğe sahiptir.
Üniversitelerde. Üniversite kendi tüzel kişiliğini taşır. Fakülte ya da enstitü ayrı tüzel kişi değildir; işlemi dekanlık yapmış olsa bile davalı rektörlük adına üniversitedir.
Kanunla kurulan kurumlarda. Sosyal güvenlik, düzenleyici ve denetleyici kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri kendi tüzel kişiliklerini taşır ve doğrudan davalı gösterilir.
Onaya tabi işlemlerde. İşlem bir alt makamca tesis edilip üst makamca onaylanmışsa, davalı işlemi tesis eden makamın bağlı olduğu tüzel kişidir. Onay veren makamın ayrıca hasım gösterilmesi gerekmez.
Birden çok idarenin katkısıyla oluşan işlemlerde. Bir kurum görüş bildirmiş, diğeri onay vermiş, üçüncüsü imzalamış olabilir. Muhatap, nihai işlemi tesis eden makamdır; görüş veren kurumun katkısı onu davalı hâline getirmez.
Hizmetin özel bir kişiye gördürüldüğü hâllerde. İdare bir hizmeti ihale yoluyla özel bir şirkete gördürüyorsa muhatabın kim olacağı ikili bir değerlendirme gerektirir. Zarar idarenin denetim yükümlülüğünü ihmal etmesinden doğuyorsa idare, doğrudan yüklenicinin faaliyetinden doğuyorsa özel hukuk kişisi muhataptır. İkincisinde uyuşmazlık idari yargıya değil adli yargıya aittir; bu nedenle burada yapılan hata yalnızca husumet hatası değil, yargı yolu hatasıdır ve husumetin düzeltici rejiminden yararlanamaz.
Mülga ya da devredilmiş kurumlarda. İşlemi yapan kurum kapatılmış veya görevleri başka bir kuruma devredilmişse, davalı sıfatı görevi devralan kuruma geçer. Kapatma ya da devir kanununda bu konuda bir hüküm bulunup bulunmadığına bakılır.
Tereddüt hâlinde birden fazla idarenin hasım gösterilmesi de mümkündür. Mahkeme ilk incelemede gereksiz gördüğü hasım yönünden davayı ayırır; bu, hiç göstermemekten daha güvenli bir yoldur.
Davalıyı belirlemenin en pratik yolu, işlemin altındaki imza ve antet yerine işlemin dayandığı yetkiyi izlemektir. Yazı hangi kurumun antetli kâğıdında gelmiş olursa olsun, o kurumun ayrı bir tüzel kişiliği yoksa davalı bağlı bulunduğu tüzel kişidir. Aynı soru idari işlemin iptali davası ve tam yargı davası bakımından da aynı biçimde cevaplanır; husumet kuralı dava türüne göre değişmez.
Husumetin Yanlış Kişiye Yöneltilmesi
Kanunun bu konudaki hükmü açıktır ve endişeyi büyük ölçüde ortadan kaldırır. İlk inceleme üzerine verilecek kararları düzenleyen madde, husumet bakımından şunu öngörür:
“…davanın hasım gösterilmeden veya yanlış hasım gösterilerek açılması halinde, dava dilekçesinin tespit edilecek gerçek hasma tebliğine…” karar verilir.
Hükmün üç sonucu vardır.
Dava reddedilmez. Mahkeme davayı usulden reddetmez; dilekçeyi doğru muhataba gönderir. Bu, adli yargıdaki husumet rejiminden temel farktır.
Gerçek hasmı mahkeme tespit eder. Metin “tespit edilecek gerçek hasma” der. Doğru davalının kim olduğunu belirleme işi mahkemeye aittir; davacıdan yeni bir dilekçe düzenlemesi istenmez.
Dava açılmış sayılır. Dilekçe mahkemeye ulaştığı tarihte dava açılmıştır. Husumetin sonradan düzeltilmesi, dava tarihini değiştirmez; bu nedenle süre yönünden bir kayıp doğmaz.
Bu kural, dava açma süresinin son günlerinde dilekçe veren kişi bakımından özellikle önemlidir. Doğru idarenin hangisi olduğu konusunda tereddüt varken süre dolmak üzereyse, dava açmayı ertelemek yerine açmak güvenli yoldur.
Kararın bir başka özelliği, kesin olmasıdır. Kanun, ilk inceleme üzerine verilen kararlardan hangilerine karşı kanun yoluna gidilebileceğini sayarken gerçek hasma tebliğ kararını bu kapsamın dışında bırakmıştır. Yani bu karara karşı istinaf ya da temyiz yolu yoktur; dosya doğrudan yoluna devam eder.
Adli Yargıdaki Husumet Rejiminden Farkı
Endişenin kaynağı çoğu zaman adli yargıdan gelen alışkanlıktır; oysa iki rejim aynı sonuca varmaz.
Adli yargıda davalı sıfatının yanlış belirlenmesi, davanın esastan reddi sonucunu doğurur. Mahkeme davalıyı kendiliğinden değiştiremez; davacı yeni bir dava açmak zorunda kalır ve bu sırada süre işlemeye devam etmiştir. Zamanaşımı ya da hak düşürücü süre dolmuşsa hak esastan kaybedilir.
İdari yargıda ise kanun düzeltici bir yol öngörmüştür. Dilekçe gerçek hasma tebliğ edilir, dava açılmış sayılır ve süre yönünden bir kayıp doğmaz. Fark, iki yargı kolunun dayandığı mantıktan kaynaklanır: idari yargıda karşı taraf bir özel kişi değil, kamu tüzel kişiliğidir ve hangi kurumun hangi işlemden sorumlu olduğunun bilinmesi kişiden beklenemez. Kamu teşkilatının iç bölüşümünü bilmemek, hak kaybının sebebi sayılmamıştır.
Bu farkın pratik sonucu, iki yargı kolunda dava açma stratejisinin de farklı olmasıdır. Adli yargıda davalı kesin olarak belirlenmeden dava açmak risklidir; idari yargıda ise tereddüt hâlinde süreyi kaçırmaktansa dava açmak tercih edilir.
Bir uyarı yerinde olur: bu koruma yalnızca husumet hatası içindir. Görev, yetki, ehliyet ya da süre yönünden yapılan hatalar aynı düzeltici sonuca bağlanmamıştır. Yanlış yargı koluna açılan dava görev yönünden reddedilir; süresi geçmiş dava süre aşımından döner.
Dilekçe Ret Kararı ile Husumet Kararı Aynı Şey Değildir
İlk inceleme üzerine verilebilecek kararlar kanunda ayrı ayrı sayılmıştır ve bunlardan ikisi sıkça karıştırılır.
Gerçek hasma tebliğ kararı, husumetin hiç gösterilmemesi ya da yanlış gösterilmesi hâlinde verilir. Bu karar dilekçeyi reddetmez; onu doğru muhataba yönlendirir. Davacıdan yeni bir dilekçe istenmez.
Dilekçe ret kararı ise dilekçenin kanunda gösterilen zorunlu unsurları taşımaması hâlinde verilir. Bu kararda davacıya otuz gün içinde dilekçeyi yeniden düzenleme yükümlülüğü yüklenir. Yeni dilekçe verilmezse dava açılmamış sayılır.
İki kararın sonuçları da ayrışır. Dilekçe ret kararı davacıya bir iş yükler; husumet kararı yüklemez. Buna karşılık her ikisinde de dava açma tarihi korunur ve kanun, dilekçelerin yeniden düzenlenmesi hâlinde ayrıca harç alınmayacağını ayrıca belirtmiştir.
Bir üçüncü karar türü de vardır ve o da karıştırılır: dava yanlış mercie verilmişse dilekçenin görevli idari mercie tevdiine karar verilir. Bu hâlde de başvurma tarihi korunur; kanun, mahkemeye başvurma tarihinin merciine başvurma tarihi olarak kabul edileceğini yazar.
Üç kararın ortak yanı şudur: hiçbiri kişinin hakkını esastan sona erdirmez. İdari yargılama usulü, usul hatalarını hak kaybına çevirmemek üzere kurulmuştur.
İdari Yargıda Husumet İtirazı
Husumet itirazı, davalı gösterilen idarenin “bu dava bana karşı açılamaz” savunmasıdır. Savunma dilekçesinde ileri sürülür ve çoğu zaman esasa girilmeden önce değerlendirilir.
İtirazın yerinde bulunması davanın reddi sonucunu doğurmaz. Mahkeme, gerçek hasmı tespit eder ve dilekçeyi ona tebliğ eder; dosya bu kez doğru davalıyla yürür.
Uygulamada idareler husumet itirazını sıkça ileri sürer. Bir bakanlık işlemin il müdürlüğünce yapıldığını, bir belediye alanın büyükşehir sorumluluğunda kaldığını, bir su idaresi yolun belediyeye ait olduğunu savunabilir. Bu savunmalar bazen yerinde, bazen yalnızca dosyayı geciktirmeye yöneliktir.
Davacı bakımından yapılacak şey, itiraza karşı görev ve yetki bölüşümünü gösteren mevzuat hükümlerini dosyaya sunmaktır. Yol, altyapı ve şebeke hizmetlerinde bu bölüşümün nasıl ölçüldüğü ayrı bir konudur; rögar kapağı kazasında davalı kim olduğunu ele alan yazımızda kurumlar arası sınır kanun metinleri üzerinden çizilmektedir.
Husumet itirazı davanın her safhasında ileri sürülebilir. Kanun, ilk incelemede saptanması gereken hususların sonradan ortaya çıkması hâlinde de aynı hükmün uygulanacağını öngörür. Yargılamanın ileri bir aşamasında fark edilen husumet hatası da bu yolla giderilir.
İtirazın zamanlaması dosyanın süresini etkiler. İlk incelemede saptanan bir husumet hatası on beş gün içinde karara bağlanırken, savunma aşamasından sonra ortaya çıkan bir itiraz tebligat ve savunma sürecini yeniden başlatır. Bu nedenle davacı bakımından doğru davalıyı baştan belirlemenin kazancı hak kaybını önlemek değil, ay kazanmaktır.
Bir başka durum, idarenin husumet itirazını esasa girmeden değil, esas savunmasıyla birlikte ileri sürmesidir. İdareler çoğu zaman önce husumet itirazında bulunur, ardından “bu itiraz kabul edilmezse” diyerek esasa ilişkin savunmalarını da sunar. Bu, davacının hem husumet hem esas yönünden cevap hazırlamasını gerektirir.
Tazminat istenen dosyalarda husumet tartışması ayrıca uzar; çünkü zararın hangi kurumun faaliyet alanında doğduğu, sorumluluğun kime ait olduğu tartışmasıyla iç içe geçer. Yol ve altyapı dosyalarında bu iç içe geçmenin nasıl çözüldüğü için rögar kapağı tazminat davası hangi mahkemede açılacağını ele alan yazımıza bakılabilir.
İdari Yargıda Ehliyet ve Husumet
İki kavram sıkça birlikte anılır ve karıştırılır, oysa davanın iki ayrı ucuna bakarlar.
Ehliyet, davayı açan kişiyle ilgilidir: bu kişinin bu davayı açmakta hukuki bir yararı var mı? İptal davasında menfaat ihlali, tam yargı davasında kişisel hakkın doğrudan zedelenmesi aranır.
Husumet, davanın yöneltildiği tarafla ilgilidir: dava doğru idareye mi açılmış?
İkisinin sonuçları da farklıdır. Ehliyet yokluğu davanın reddi sonucunu doğurur; kişi o davayı açamaz. Husumet hatası ise dilekçenin doğru hasma tebliği ile giderilir ve dava yürür.
Bu fark, ilk inceleme sırasında hangi sonucun doğacağını belirler. Kanun ehliyet eksikliğini davanın reddi sebebi olarak sayarken, husumet için ayrı ve düzeltici bir sonuç öngörmüştür.
Kim dava açabilir sorusu ile davanın kime açılacağı sorusu bu nedenle ayrı ayrı değerlendirilir. İlk sorunun kapsamı kendi başına ayrı bir konudur.
İlk İncelemede Husumet Nasıl Denetlenir
Dilekçe mahkemeye ulaştığında esasa geçilmeden önce bir ön denetimden geçer. Kanun bu denetimde bakılacak hususları sıralar: görev ve yetki, idari merci tecavüzü, ehliyet, ortada kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem bulunup bulunmadığı, süre aşımı, husumet ve dilekçenin kanunda gösterilen unsurları taşıyıp taşımadığı.
Bu inceleme idare mahkemelerinde mahkeme başkanı ya da görevlendireceği bir üye tarafından yapılır. Kanuna aykırılık görülürse durum bir raporla mahkemeye bildirilir; tek hâkimle çözümlenecek dosyalarda rapor düzenlenmez. İnceleme ve işlemlerin dilekçenin alındığı tarihten itibaren en geç on beş gün içinde sonuçlandırılması gerekir.
Sıralamanın kendisi de anlamlıdır: hususlar sırasıyla incelenir. Görev ya da yetki yönünden bir eksiklik varsa husumete sıra gelmeden dosya o yönden karara bağlanır.
İlk incelemede eksiklik görülmezse tebligat işlemi yapılır ve dosya olağan seyrine girer.
Kanunun tam metnine Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden ulaşılabilir.
Husumet Doğru Ama Yargı Yolu Yanlışsa
Husumetin düzeltici rejimi, yalnızca davalının yanlış belirlenmesini kapsar. Davanın hiç idari yargıya ait olmadığı hâllerde sonuç değişir.
Uyuşmazlık adli yargıya aitken idari yargıda açılmışsa mahkeme davayı görev yönünden reddeder. Bunun tersi de geçerlidir: idari yargıya ait bir dava adli yargıda açılmışsa oradan görev ret kararı çıkar. Her iki hâlde de dosya kendiliğinden diğer yargı koluna gönderilmez; davacının yeniden dava açması gerekir ve bu sırada süre işlemeye devam etmiştir.
Kanun burada bir kolaylık tanımıştır ve bu kolaylık az bilinir. Tam yargı davası adli yargıda açılmış ve görev yönünden reddedilmişse, sonradan idari yargıda açılacak davada idareye başvurma şartı aranmaz. Normalde idari eylemden doğan zararlarda dava açmadan önce idareye başvurmak zorunludur; yanlış yargı koluna gitmiş kişi bu aşamayı yeniden yaşamak durumunda kalmaz.
Yargı yolu ile husumeti ayırmanın ölçütü, karşı tarafın hangi sıfatla hareket ettiğidir. İdare kamu gücünü kullanarak tek yanlı bir işlem tesis etmiş ya da kamu hizmetini yürütürken zarar vermişse uyuşmazlık idari yargıya aittir. İdarenin özel hukuk kişisi gibi davrandığı ilişkilerde, örneğin bir kira ya da satım sözleşmesinde, uyuşmazlık adli yargıya gider.
Bu ayrım, davanın hangi türde açılacağını da belirler; seçenekler ve süreleri için iptal ve tam yargı davası açmanın üç yolu başlığına bakılabilir.
Husumet Düzeltilince Süreçte Ne Değişir
Dilekçe gerçek hasma tebliğ edildiğinde yargılama yeni davalıyla devam eder ve birkaç pratik sonuç doğar.
Dava tarihi korunur. Dosya, ilk dilekçenin verildiği tarihte açılmış sayılır. Bu, sürenin son günlerinde dava açan kişi bakımından belirleyicidir.
Savunma süresi yeni davalı için işler. Gerçek hasım tebligatı aldığı tarihten itibaren savunmasını verir; bu, dosyanın toplam süresini uzatır.
Önceki davalının durumu ayrıca karara bağlanır. Yanlış gösterilen idare yönünden dosyanın nasıl sonuçlanacağı ve vekâlet ücretinin kime yükleneceği ayrı bir değerlendirme konusudur.
Deliller geçerliliğini korur. Dilekçeyle birlikte sunulan belgeler dosyada kalır; yeniden sunulması gerekmez.
Toplamda husumet hatası, giderilebilir bir eksikliktir. Bedeli hak kaybı değil, zaman kaybıdır: tebligat ve savunma aşaması bir kez daha işler.
Sıkça Sorulan Sorular
İdari yargıda husumet nedir?
Davanın kime karşı açıldığını anlatan kavramdır. İdari yargıda hasım kural olarak bir kamu tüzel kişisidir; işlemi imzalayan memur değil, bağlı olduğu idare davalı gösterilir.
İdari yargıda husumet kime yöneltilir?
İşlemi tesis eden ya da zarara yol açan eylemi gerçekleştiren idareye yöneltilir. Bakanlık taşra birimlerinin işlemlerinde davalı kural olarak bakanlıktır.
Davayı yanlış idareye açtım, davam reddedilir mi?
Reddedilmez. Kanun, hasmın hiç gösterilmemesi ya da yanlış gösterilmesi hâlinde dilekçenin tespit edilecek gerçek hasma tebliğine karar verileceğini öngörür.
Husumetin yanlış kişiye yöneltilmesi süre kaybına yol açar mı?
Yol açmaz. Dava, ilk dilekçenin verildiği tarihte açılmış sayılır. Husumetin sonradan düzeltilmesi dava tarihini değiştirmez.
Mahkeme belirler. Kanun metni “tespit edilecek gerçek hasma tebliğ” der; davacıdan yeni bir dilekçe düzenlemesi istenmez.
Gerçek hasma tebliğ kararına itiraz edilebilir mi?
Edilemez. Kanun, ilk inceleme üzerine verilen kararlardan hangilerine karşı kanun yoluna gidilebileceğini sayarken bu kararı kapsam dışında bırakmıştır.
İdari yargıda husumet itirazı nedir?
Davalı gösterilen idarenin, davanın kendisine karşı açılamayacağı yönündeki savunmasıdır. İtiraz yerinde bulunsa bile dava reddedilmez; dilekçe gerçek hasma tebliğ edilir.
İdari yargıda ehliyet ve husumet arasındaki fark nedir?
Ehliyet davayı açan kişiyle, husumet davanın yöneltildiği tarafla ilgilidir. Ehliyet yokluğu davanın reddine yol açarken, husumet hatası dilekçenin doğru hasma tebliğiyle giderilir.
Husumet ne zaman incelenir?
İlk incelemede, kanunda sayılan yedi husustan biri olarak denetlenir. Sonradan fark edilirse davanın her safhasında aynı hüküm uygulanır.
Kanun, inceleme ve işlemlerin dilekçenin alındığı tarihten itibaren en geç on beş gün içinde sonuçlandırılmasını öngörür.
Birden fazla idareyi birlikte davalı gösterebilir miyim?
Gösterebilirsiniz. Tereddüt hâlinde bu güvenli bir yoldur; mahkeme gereksiz gördüğü hasım yönünden davayı ayırır.
İdari dava kime karşı açılır, işlemi imzalayan memura açılabilir mi?
Kural olarak açılmaz. Kamu görevlisinin görevi sırasında verdiği zarar için muhatap, görevlinin bağlı olduğu idaredir.
Bakanlığın il müdürlüğüne dava açtım, ne olur?
İl müdürlükleri ayrı tüzel kişilik taşımadığından husumet hatası söz konusu olabilir. Bu durumda dilekçe gerçek hasma, yani bakanlığa tebliğ edilir ve dava yürür.
Üniversitede fakülteye mi rektörlüğe mi dava açılır?
Tüzel kişilik üniversiteye aittir. Fakülte ya da enstitü ayrı tüzel kişi olmadığından dava üniversite tüzel kişiliğine yöneltilir.
Dava yanlış yargı koluna açılırsa da düzeltilir mi?
Düzeltilmez. Husumetin düzeltici rejimi yalnızca davalının yanlış belirlenmesini kapsar. Yargı yolu hatasında dava görev yönünden reddedilir ve diğer kolda yeniden açılması gerekir.
Adli yargıda açtığım tam yargı davası görevden reddedildi, idareye yeniden başvurmalı mıyım?
Hayır. Kanun, adli yargı merciine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi hâlinde, sonradan idari yargıda açılacak davada idareye başvurma şartının aranmayacağını öngörür.
Dilekçe ret kararı ile husumet kararı aynı mıdır?
Aynı değildir. Husumet kararında dilekçe gerçek hasma tebliğ edilir ve davacıya bir iş düşmez. Dilekçe ret kararında ise davacı otuz gün içinde dilekçeyi yeniden düzenlemek zorundadır.
Ödemezsiniz. Kanun, dilekçelerin zorunlu unsurları taşımaması sebebiyle reddi hâlinde yeni dilekçeler için ayrıca harç alınmayacağını açıkça belirtir.
Görevi devralan kuruma açılır. Kapatma ya da devir kanununda bu konuda bir hüküm bulunup bulunmadığına bakılır.
İdare hizmeti ihaleyle şirkete vermişse davalı kim olur?
Zarar idarenin denetim yükümlülüğünü ihmal etmesinden doğuyorsa idare muhataptır. Doğrudan yüklenicinin faaliyetinden doğuyorsa muhatap özel hukuk kişisidir ve uyuşmazlık adli yargıya aittir.
Yasal Uyarı
Bu yazıdaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlı olup hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Davalı idarenin belirlenmesi kurumların kuruluş kanunlarına ve somut olayın özelliklerine göre değişir. Mevzuat ve içtihat zaman içinde değişebilir. Kendi dosyanıza ilişkin adım atmadan önce bir avukata danışmanız yerinde olur.
İletişim
Bu yazı genel niteliktedir; somut olayın koşulları sonucu değiştirir. Dosyanıza ilişkin görüşme için iletişim bilgileri aşağıdadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Mevzuat ve içtihat değişebildiğinden, karar vermeden önce güncel durumu bir avukatla değerlendirmenizi öneririz.
Devamı
İlgili yazılar
-
Çukur Kazası Hangi Mahkemede Görülür, Belediyeye Karşı Dava Neden Asliye Hukukta Açılır
Çukur kazası hangi mahkeme önünde görülür? Yoldaki çukur yüzünden aracınız hasar gördüyse belediye davalı olsa da asliye hukuk görevli; süre ve riskler.
İdare Hukuku -
Çukur Kazasında Yol Kusuru, İdare Sürücüyü Suçlarsa Kusur Oranı Nasıl Belirlenir
Çukur kazasında yol kusuru nasıl ispatlanır? İdarenin hız savunması, uyarı levhası, bilirkişi raporu ve Yargıtay kararlarında kusur dağılımı örnekleri.
İdare Hukuku -
Yoldaki Çukurdan Kim Sorumlu, Aracımın Hasarını Belediye mi Karayolları mı Öder
Yoldaki çukurdan kim sorumlu: büyükşehir mi, ilçe belediyesi mi, Karayolları mı, kazıyı yapan kurum mu? Yolun türüne göre davalı ve müteselsil sorumluluk.
İdare Hukuku -
Yakınım Geri Gönderme Merkezinde, İdari Gözetim Süresi En Fazla Ne Kadar Olabilir
İdari gözetim süresi geri gönderme merkezinde altı ayı geçemez, yalnız iki sebeple altı ay daha uzar. Aylık değerlendirme, 30 gün kuralı ve süre aşımı.
Yabancılar Hukuku