İçindekiler · 20 bölüm
Tam yargı davası, idarenin bir işlemi ya da eylemi yüzünden zarara uğrayan kişinin bu zararı idareden istediği davadır. İdari yargıda açılan davaların bir kısmı işlemin ortadan kaldırılmasını, bir kısmı ise doğan zararın karşılanmasını amaçlar; ikincisinin adı tam yargı davasıdır.
Bu davada en sık yapılan hata, idareye başvurmanın her durumda zorunlu sanılmasıdır. Oysa kanun ikili bir ayrım yapar: zarar idarenin bir işleminden doğmuşsa idareye başvurmak isteğe bağlıdır, bir eyleminden doğmuşsa zorunludur ve süreleri de tamamen farklıdır. Bu yazıda o ayrımı, tam yargı davası zamanaşımı sanılan bir yıllık ve beş yıllık süreleri, istenebilecek tazminat kalemlerini, manevi tazminatın şartlarını, yetkili mahkemeyi, faizi ve kararın nasıl tahsil edileceğini 2577 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri üzerinden ele alıyoruz.
Kısaca Tam Yargı Davası ve İdareden İstenebilecek Tazminat
| Konu | Kural | Dayanak |
|---|---|---|
| Davanın amacı | İdarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararın giderilmesi | 2577 s. Kanun m.2/1-b |
| Kim açabilir | Kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar | 2577 s. Kanun m.2/1-b |
| İşlemden doğan zararda ön başvuru | İhtiyari — başvuru dava süresini durdurur | 2577 s. Kanun m.11/1 |
| Eylemden doğan zararda ön başvuru | Zorunlu — öğrenmeden 1 yıl, her hâlde eylemden 5 yıl içinde | 2577 s. Kanun m.13/1 |
| İdarenin cevap süresi | Otuz gün; cevap gelmezse istek reddedilmiş sayılır | 2577 s. Kanun m.10/2 · m.11/2 · m.13/1 |
| Genel dava açma süresi | İdare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gün | 2577 s. Kanun m.7/1 |
| Yetkili mahkeme | Sırasıyla uyuşmazlığı çözmeye yetkili yer, hizmetin görüldüğü yer, davacının ikametgâhı | 2577 s. Kanun m.36 |
| Davalı | Zararı doğuran idare; görevli memur kişisel olarak davalı gösterilemez | Anayasa m.129/5 |
| Miktarın artırılması | Nihai karara kadar, harcı ödenerek bir defaya mahsus | 2577 s. Kanun m.16/4 |
| Ödeme | Banka hesabının idareye yazılı bildiriminden itibaren otuz gün içinde; tebliğ ile ödeme arasına tecil faizi oranında faiz | 2577 s. Kanun m.28/1 · m.28/2 · m.28/6 |
| Anayasal dayanak | İdarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır | Anayasa m.125 |
Tam Yargı Davası Nedir
Tanım kanunda yapılmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu idari dava türlerini sayarken bu davayı şöyle tarif eder:
“İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları…”
Tanımın iki anahtar ifadesi vardır. Birincisi davanın kaynağıdır: zarar hem idari bir işlemden hem de idari bir eylemden doğabilir. İkincisi ve daha belirleyici olanı, davacıdan aranan sıfattır: kişisel hakkın doğrudan zedelenmiş olması gerekir.
Bu ikinci ölçüt, tam yargı davasını iptal davasından ayıran temel farktır. Aynı madde iptal davasını “menfaatleri ihlâl edilenler” için öngörür. Menfaat ihlali daha geniş bir kavramdır; işlemden dolaylı biçimde etkilenen kişi de iptal davası açabilir. Tam yargı davasında ise doğrudan zedelenen kişisel bir hak aranır. İki davanın giriş eşiği aynı değildir ve bu fark, birlikte açılan davalarda mahkemenin iptal talebini kabul edip tazminat talebini reddetmesine yol açabilir.
Davanın anayasal dayanağı da açıktır. Anayasa’nın 125. maddesi “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmüyle başlar ve idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu düzenler.
İdari Yargıda Tazminat Davası Hangi Zararları Kapsar
Tam yargı davasında istenebilecek zararlar iki ana başlıkta toplanır ve her birinin ispat yükü farklıdır.
Maddi zarar, malvarlığında meydana gelen azalmadır. Fiilen uğranılan kayıp kadar, elde edilemeyen kazanç da bu kapsamdadır. Uygulamada en sık karşılaşılan kalemler şunlardır:
- Tedavi giderleri: hastane masrafları, ilaç, protez, fizik tedavi ve ulaşım giderleri
- Kazanç kaybı: iyileşme süresince çalışılamayan dönemin geliri
- Güç kaybı tazminatı: kalıcı sakatlık hâlinde çalışma gücünün azalmasından doğan ömür boyu kayıp
- Mal ve taşınmaz zararı: araç hasarı, yapıda oluşan zarar, ürün kaybı
- Parasal hakların yoksunluğu: hukuka aykırı biçimde göreve son verilen kişinin alamadığı aylıklar
Manevi zarar, kişilik değerlerinde meydana gelen eksilmedir. Acı, elem, üzüntü ve yaşam sevincindeki azalma bu kapsamdadır. Manevi tazminatın kendine özgü şartları ayrı bir başlıkta ele alınmaktadır.
Ölüm hâlinde ise tazminat talep edebilecek kişiler ve kalemler genişler. Ölenin desteğinden yoksun kalanların destekten yoksun kalma tazminatı, cenaze ve defin giderleri ile yakınların manevi tazminat talepleri bu davada birlikte ileri sürülebilir.
Kalemlerin ayrı ayrı gösterilmesi usul bakımından önem taşır. Dilekçede yalnızca toplam bir rakam yazmak yerine her kalemin karşılığının belirtilmesi, hem bilirkişi incelemesini yönlendirir hem de kısmen kabul hâlinde hangi kalemin neden reddedildiğinin anlaşılmasını sağlar. Maddi ve manevi tazminatın tek bir tutar hâlinde istenmesi de doğru değildir; ikisi ayrı hukuki temele dayandığından ayrı ayrı gösterilmelidir.
Zararın türü, hem hesaplama yöntemini hem de ispat biçimini belirler. Maddi zarar belge ve hesapla ortaya konurken, manevi zararda hâkimin takdiri belirleyicidir. Bu nedenle maddi tazminat talebinde eksik belge doğrudan tutarı düşürürken, manevi tazminatta belge yokluğu talebin reddi sonucunu doğurmaz.
Zararın idari yargıda mı adli yargıda mı isteneceği de baştan belirlenmelidir. Zararın kaynağı idarenin kamu hizmeti yürütürken ortaya çıkan bir davranışıysa uyuşmazlık idari yargıya, idarenin özel hukuk kişisi gibi hareket ettiği ilişkilerden doğuyorsa adli yargıya aittir. Kanun bazı alanları ayrıca adli yargıya bırakmıştır: işleteni veya sahibi devlet ya da başka bir kamu kuruluşu olan araçların sebep olduğu trafik kazalarından doğan sorumluluk davaları, Karayolları Trafik Kanunu m.110 gereği adli yargıda görülür; zarar görenin kamu görevlisi olması da bu sonucu değiştirmez.
Yanlış yargı koluna açılan dava görev yönünden reddedilir, ancak hak tamamen kaybedilmez. 2577 sayılı Kanun m.9’a göre adli yargı yerinin görevsizlik kararının kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir ve görevsiz yargı merciine başvurma tarihi idari yargıya başvurma tarihi sayılır. Otuz gün kaçırılmış olsa bile idari dava açma süresi henüz dolmamışsa dava o süre içinde açılabilir (m.9/2). Asıl risk, görevsizlik kararının kesinleşmesinin takip edilmemesidir.
Ölüm ve Bedensel Zarar Hâllerinde Tam Yargı Davası
İdarenin sorumluluğundan doğan zararların en ağır biçimi, kişinin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi ya da hayatını kaybetmesidir. Bu hâllerde talep edilebilecek kalemler ile davayı açabilecek kişiler genişler.
Yaralanma hâlinde zarar gören kişinin kendisi davacıdır. İstenebilecek kalemler tedavi giderleri, iyileşme süresince uğranılan kazanç kaybı ve kalıcı bir sakatlık kalmışsa çalışma gücündeki azalmadan doğan zarardır. Sakatlık oranı sağlık kurulu raporuyla belirlenir ve tazminat bu oran üzerinden hesaplanır. Yaralanan kişinin çektiği acı ve elem için ayrıca manevi tazminat istenebilir; ağır yaralanmalarda yakınların da kendi manevi zararlarını talep edebildiği kabul edilir. İdari yargı tazminat ölçülerinde Borçlar Kanunu’nun ilkelerinden yararlanır; Türk Borçlar Kanunu m.56/2, ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde zarar görenin ya da ölenin yakınlarına da uygun bir manevi tazminat ödenebileceğini açıkça düzenler.
Ölüm hâlinde davacı sıfatı, ölenin desteğinden yoksun kalan kişilere geçer. Burada istenen tazminat, mirasçılık sıfatından değil, ölenin sağlığında sağladığı fiilî destekten doğar. Bu nedenle destek ilişkisinin varlığı ayrıca ortaya konmalıdır. Talep edilebilecek kalemler destekten yoksun kalma tazminatı, cenaze ve defin giderleri ile yakınların manevi tazminatıdır.
Destekten yoksun kalma tazminatının hesap tekniği kendi başına ayrı bir konudur; ölenin geliri, desteğin muhtemel süresi ve hak sahiplerinin payları birlikte değerlendirilir. Hesabın esasları için destekten yoksun kalma tazminatını kimlerin talep edebileceğini ele alan yazımıza bakılabilir; oradaki ölçütler, davanın idari yargıda açılması hâlinde de hesap yönünden geçerliliğini korur.
İdari yargıda bu davaların diğerlerinden ayrıldığı nokta usuldür. Zarar idarenin bir eyleminden doğmuşsa, dava açılmadan önce idareye başvurulması zorunludur ve süre eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yılla sınırlıdır. Ölüm ve yaralanma dosyalarında bu sürenin kaçırılması, esasa hiç girilmeden hakkın kaybedilmesine yol açar.
İdari Yargıda Manevi Tazminat Şartları
Manevi tazminat, uğranılan üzüntü ve elemin bir ölçüde karşılanmasını amaçlar. Maddi tazminattan farklı olarak burada bir malvarlığı kaybı hesaplanmaz; kişilik değerlerinde meydana gelen zedelenme değerlendirilir.
Talebin kabul edilmesi için aranan şartlar şunlardır:
Kişilik değerlerine yönelik bir zarar bulunmalıdır. Bedensel bütünlüğün zedelenmesi, sağlığın bozulması, yakının kaybedilmesi, onur ve saygınlığın zedelenmesi bu kapsamdadır.
Zarar ile idarenin eylem veya işlemi arasında nedensellik bağı kurulmalıdır. İdarenin davranışı ile ortaya çıkan sonuç arasında doğrudan bir bağ aranır.
İdarenin sorumluluğu doğmuş olmalıdır. Bu sorumluluk hizmet kusuruna dayanabileceği gibi, kusur aranmayan hâllerde kusursuz sorumluluk ilkesine de dayanabilir.
Talep dava dilekçesinde açıkça ileri sürülmelidir. Mahkeme istenmeyen bir tazminata kendiliğinden hükmetmez; talebin miktarıyla birlikte gösterilmesi gerekir.
Manevi tazminatın miktarı belgeyle ispat edilmez; hâkim, olayın ağırlığını, tarafların ekonomik durumunu ve zararın niteliğini gözeterek takdir eder. Takdirin ölçüsü, zenginleşmeye yol açmayacak ancak zararı da karşılıksız bırakmayacak bir tutardır.
Manevi tazminat talebinin maddi tazminatla birlikte ileri sürülmesinde hukuki bir engel yoktur; uygulamada ikisi çoğu zaman aynı dilekçede istenir.
İdari yargıda manevi tazminat davası nasıl açılır
Ayrı bir dava türü değildir; tam yargı davası içinde bir talep kalemi olarak ileri sürülür. Bu nedenle davanın açılış usulü, süreleri ve ön başvuru rejimi maddi tazminatla aynıdır: zarar idari işlemden doğmuşsa başvuru isteğe bağlı, eylemden doğmuşsa zorunludur.
Dilekçede gösterilmesi gereken üç unsur vardır. Birincisi talep edilen tutardır; maddi tazminattan ayrı bir rakam olarak yazılır. İkincisi zararın hangi kişilik değerine yöneldiğidir: bedensel bütünlük, sağlık, yakının kaybı ya da saygınlık. Üçüncüsü olayın ağırlığını ortaya koyan olgulardır; hâkimin takdirini besleyecek olan bunlardır.
Manevi tazminat talebi yalnızca zarar görenin kendisine ait değildir. Ağır bedensel zararlarda ve ölüm hâlinde yakınların da kendi manevi zararlarını istemesi mümkündür; bu talepler aynı dilekçede birlikte ileri sürülebilir.
Manevi tazminat miktarı nasıl belirlenir?
Belge ile ispat edilmez. Hâkim; olayın ağırlığını, zararın niteliğini ve tarafların ekonomik durumunu gözeterek takdir eder. Takdirin ölçüsü, zarar göreni zenginleştirmeyecek ancak zararı da karşılıksız bırakmayacak bir tutardır.
Bu nedenle manevi tazminat talebinde dosyaya sunulacak şey fatura ya da hesap değil, olayın ağırlığını ortaya koyan olgulardır: yaralanmanın derecesi, tedavi süresi, kalıcı iz kalıp kalmadığı, olayın kamuya mal olup olmadığı ve zarar görenin yaşam düzeninde meydana gelen değişiklik.
Dilekçede gösterilen tutar hâkimi bağlamaz; hâkim daha düşük bir tutara hükmedebilir. Buna karşılık istenen tutardan fazlasına da karar veremez, bu yüzden talebin baştan gerçekçi belirlenmesi gerekir.
Tam Yargı Davası Şartları
Davanın esasına girilebilmesi için dört şart birlikte aranır.
Ortada idarenin bir eylemi veya işlemi bulunmalıdır. Zararın kaynağı idarenin faaliyet alanı içinde olmalıdır. Zararın bir işlemden mi yoksa eylemden mi doğduğu, yalnızca teorik bir ayrım değildir; ön başvurunun zorunlu olup olmadığını ve süreleri doğrudan belirler.
Gerçek ve ispatlanabilir bir zarar doğmuş olmalıdır. Henüz gerçekleşmemiş, ihtimale dayalı zararlar için dava açılamaz. Zararın miktarı dava sırasında belirlenebilir nitelikte olmalıdır.
Nedensellik bağı kurulmalıdır. Zarar ile idarenin davranışı arasında sebep-sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Zararın doğmasında zarar görenin kendi kusuru ya da üçüncü kişinin davranışı da rol oynamışsa, tazminat bu oranda indirilir.
İdarenin sorumluluğu bulunmalıdır. Sorumluluk kural olarak hizmet kusuruna dayanır; belirli hâllerde ise idare kusuru olmasa da sorumlu tutulur.
Dava ayrıca süresinde açılmalı ve doğru idareye yöneltilmelidir. Bu iki nokta ayrı başlıklarda ele alınmaktadır.
Bu şartların bir kısmı davanın esasına, bir kısmı usulüne ilişkindir ve ikisinin sonucu farklıdır. Usul eksikliklerinin de hepsi aynı sonucu doğurmaz. Süre aşımı, ehliyet yokluğu ve kesin bir işlemin bulunmaması hâllerinde dava reddedilir (2577 s. Kanun m.15/1-b); verilen karar idarenin sorumlu olmadığı anlamına gelmez, yalnızca o dosyada esasa geçilemediğini gösterir. Buna karşılık davanın yanlış idareye açılması hâlinde dilekçe gerçek hasma tebliğ edilir (m.15/1-c), idareye başvurmadan dava açılmışsa (idari merci tecavüzü) dilekçe görevli idareye gönderilir ve mahkemeye başvurma tarihi idareye başvurma tarihi sayılır (m.15/1-e ve m.15/2). Bu iki hâlde dava düşmez, dava tarihi korunur. Zararın ispatlanamaması ya da nedensellik bağının kurulamaması gibi esasa ilişkin eksikliklerde ise talep reddedilmiş olur ve aynı olay için yeniden dava açmak kural olarak mümkün değildir.
Ayrım pratikte şu sonucu doğurur: usulden dönen bir dosyada eksiklik giderilebiliyor ve süre de geçmemişse yeniden dava açma yolu açıktır. Bu nedenle ret kararının hangi gerekçeyle verildiğinin okunması, sonraki adımı belirler.
Tam Yargı Davası Kime Karşı Açılır
Dava, zarara yol açan eylemi gerçekleştiren ya da işlemi tesis eden idareye karşı açılır. Bakanlığın taşra teşkilatı ayrı bir tüzel kişilik taşımadığından, işlem il müdürlüğünce yapılmış olsa bile davalı sıfatı çoğu zaman bakanlığa aittir. Belediyeler, üniversiteler ve kanunla kurulmuş kurumlar ise kendi tüzel kişiliklerini taşır ve doğrudan davalı gösterilir.
Zararın birden çok kurumun faaliyet alanına girdiği hâllerde muhatabın belirlenmesi zorlaşır. Yol, altyapı ve şebeke hizmetlerinde bu sorun sıkça yaşanır; rögar kapağı kazasında davalı kim olduğu tartışması bunun tipik örneğidir.
Davanın yanlış idareye yöneltilmesi hâlinde ne olacağı ise idari yargıda adli yargıdan farklı biçimde çözülür. Bu konuyu idari yargıda husumet başlığı altında ayrıca ele alıyoruz. Kısaca: idari yargıda yanlış hasım gösterilmesi davanın reddi sebebi değildir; mahkeme gerçek hasmı tespit eder ve dilekçeyi ona tebliğ eder (2577 s. Kanun m.15/1-c).
Memura karşı tazminat davası açılabilir mi?
Açılamaz. Zarar, bir memurun ya da başka bir kamu görevlisinin görevini yaparken yaptığı bir hatadan doğmuş olsa bile dava kişiye değil idareye açılır. Anayasa m.129/5 bu konuda nettir: memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.
Bunun zarar gören bakımından iki sonucu vardır. Birincisi, kusurlu görevlinin kim olduğunu bilmek ya da onu davaya dahil etmek gerekmez. İkincisi, tazminatı ödeyecek olan, ödeme gücü sınırlı bir kişi değil, bütçesi olan idaredir. İdare ödediği tutarı daha sonra kusurlu görevliye rücu edebilir; bu, idare ile görevli arasındaki ayrı bir ilişkidir ve davacıyı ilgilendirmez.
Aynı ilke mahkeme kararlarının uygulanmamasında da geçerlidir. 2577 sayılı Kanun m.28/4’e göre mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir.
Zararım hem idareden hem özel bir kişiden kaynaklanıyorsa ne yapmalıyım?
Muhataplardan biri idare, diğeri özel hukuk kişisiyse tek davada birleştirme kural olarak mümkün olmaz. İdare aleyhine idari yargıda tam yargı davası, özel hukuk kişisi aleyhine adli yargıda tazminat davası ayrı ayrı açılır.
İki dosyanın ayrı yürümesi pratikte zorluk doğurur: aynı olay iki mahkemede ayrı ayrı incelenir ve kusur dağılımı konusunda farklı sonuçlara varılabilir. Bu nedenle her iki dosyada da aynı delillerin sunulması ve birinde alınan bilirkişi raporunun diğerine ibraz edilmesi yerinde olur.
İdarenin hizmeti ihaleyle bir şirkete gördürdüğü hâllerde bu durum sıkça ortaya çıkar. İdarenin denetim yükümlülüğünü ihmal etmesinden doğan kısım idari yargıda, yüklenicinin kendi faaliyetinden doğan kısım adli yargıda istenir.
İdareye Ön Başvuru Zorunlu mu
Bu, tam yargı davasında en çok yanlış bilinen konudur. Tam yargı davasında idareye başvuru zorunluluğu herkes için geçerli genel bir şart değildir; cevap tek değildir, zararın işlemden mi yoksa eylemden mi doğduğuna göre değişir.
Zarar bir idari işlemden doğmuşsa ön başvuru zorunlu değildir. Kanun bu yolu bir imkân olarak düzenler:
“İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur.”
Hükümdeki “istenebilir” ifadesi belirleyicidir: bu bir zorunluluk değil, seçimlik bir yoldur. Başvurulduğunda ise işlemeye başlamış olan dava süresi durur.
Bu başvurunun en sık gözden kaçan yanı, sürenin sonradan nasıl işlediğidir. İstek reddedilir ya da otuz gün içinde cevap verilmezse dava süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır. Süre sıfırlanmaz. Altmış günlük sürenin kırkıncı gününde başvuran kişi, ret üzerine sıfırdan altmış gün değil, kalan yirmi günü kullanır.
Zarar bir idari eylemden doğmuşsa ön başvuru zorunludur. Kanun bu kez açık bir şart koyar:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir.”
Buradaki bir yıl ve beş yıl, sık sanıldığı gibi dava açma süresi değildir; idareye başvuru süresidir. Başvuru yapıldıktan sonra istek reddedilirse tebliği izleyen günden, otuz gün içinde cevap verilmezse bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi işler.
İki rejimin farkı tabloda daha net görülür:
| İdari işlemden doğan zarar | İdari eylemden doğan zarar | |
|---|---|---|
| Ön başvuru | İhtiyari | Zorunlu |
| Süre | Dava açma süresi içinde | Öğrenmeden 1 yıl, her hâlde eylemden 5 yıl |
| Başvurunun etkisi | Dava süresini durdurur | Dava yolunu açar |
| Cevap verilmezse | Otuz gün sonunda reddedilmiş sayılır | Otuz gün sonunda reddedilmiş sayılır |
| Süre nasıl işler | Kalan süre işler, geçmiş süre hesaba katılır | Ret veya otuz günün bitiminden itibaren dava süresi |
| Dayanak | m.11 · m.12 | m.13 |
Bu ayrımın bilinmemesi iki yönlü hak kaybına yol açar. Eylemden doğan zararda başvuru yapılmadan açılan dava, idari merci tecavüzü sayılır; mahkeme davayı esastan incelemez, dilekçeyi ilgili idareye gönderir ve dava tarihi idareye başvuru tarihi kabul edilir (m.15/1-e, m.15/2). Dava bu tarihte bir yıllık ve beş yıllık sürelerin içindeyse hak kaybı doğmaz, ancak dosya idarenin cevabı beklenerek baştan başlar; süreler geçmişse başvuru da süresiz sayılır. İşlemden doğan zararda ise, zorunlu sanılarak yapılan başvuru sırasında sürenin durduğu fark edilmez ve kalan süre yanlış hesaplanır.
Kanunda bu kuralın önemli bir istisnası da vardır. Adli yargıda açılan tam yargı davası görev yönünden reddedilmişse, sonradan idari yargıda açılacak davada idareye başvurma şartı aranmaz. Yanlış yargı koluna gitmiş olan kişi, idari yargıya döndüğünde başvuru aşamasını yeniden yaşamak zorunda kalmaz.
Tam yargı davası açmadan önce idareye başvuru dilekçesi
İdareye başvuru için kanunda özel bir form öngörülmemiştir; başvuru yazılı bir dilekçeyle yapılır. Ancak bu dilekçe, sonradan açılacak davanın sınırını çizdiği için gelişigüzel yazılmamalıdır. Başvuruda istenmeyen bir kalem davada istendiğinde, o kalem bakımından idareye başvurulmadığı tartışması doğabilir.
Dilekçede bulunması gereken unsurlar şunlardır:
- Muhatap idare: zarara yol açan eylemi yapan idarenin adı. Emin olunamıyorsa ilgili olabilecek idarelerin her birine başvurulması güvenli yoldur.
- Başvuranın kimlik ve adres bilgileri: idarenin cevabı bu adrese tebliğ edilecektir.
- Eylemin tarihi, yeri ve nasıl gerçekleştiği: bir yıllık süre öğrenme tarihinden başladığı için eylemin ne zaman ve nasıl öğrenildiği de yazılır.
- Zarar kalemleri ve tutarları: maddi ve manevi tazminat ayrı ayrı, maddi zarar da kalem kalem gösterilir. Tutar tam bilinmiyorsa yaklaşık tutar yazılır ve fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu belirtilir.
- Nedensellik ve kusur açıklaması: zararın idarenin hangi davranışından doğduğu kısa ve somut biçimde anlatılır.
- Açık talep: zararın faiziyle birlikte ödenmesinin istendiği, 2577 sayılı Kanun m.13 kapsamında başvurulduğu yazılır.
- Deliller ve ekler: tutanak, rapor, fatura, fotoğraf, tanık bilgileri.
Dilekçenin kaydedildiği tarih ispatlanabilir olmalıdır. Evrak kaydına verilen dilekçeden alınan tarih ve sayılı alındı, kayıtlı elektronik posta ya da iadeli taahhütlü posta bu amaca hizmet eder; bir yıllık ve otuz günlük sürelerin hepsi bu tarihe bağlıdır.
Aynı istemle ikinci kez başvurmak kaçırılmış bir süreyi geri getirmez. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E.2020/182 K.2020/173 sayılı kararında (17.12.2020), hukuki durum değişmeden aynı istemle yapılan yeni başvurunun geçmiş dava açma süresini ihya etmeyeceğini kabul etmiştir. Bu nedenle ilk başvurunun cevabı ya da otuz günlük sürenin dolması takip edilmeli, dava süresi o tarihten hesaplanmalıdır.
İdare başvuruma cevap vermezse ne olur?
Otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. Bu tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabilir. Cevapsızlığın reddi anlamına gelmesi, idarenin sessiz kalarak süreci kilitlemesini önler.
İdarenin otuz gün içinde verdiği cevap kesin değilse, ilgili bu cevabı isteminin reddi sayıp dava açabileceği gibi kesin cevabı da bekleyebilir. Bekleme hâlinde dava açma süresi işlemez; ancak bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren dört ayı geçemez.
İdareye başvurunca dava süresi sıfırlanır mı?
Sıfırlanmaz. İstek reddedilir ya da reddedilmiş sayılırsa dava süresi yeniden işlemeye başlar, ancak başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır. Bu, başvuruyu geç yapan kişi bakımından belirleyicidir: kalan süre ne kadarsa dava o süre içinde açılmalıdır.
Dava açma süresinin uzunluğu, başlangıcı ve son günün hesabı kendi başına ayrı bir konudur; ayrıntısını idari dava açma süresi yazımızda, adli tatilin etkisini ise idari dava açma süresi ve adli tatil yazımızda bulabilirsiniz.
Tam Yargı Davası Zamanaşımı ve Dava Açma Süresi
Tam yargı davasında teknik anlamda bir zamanaşımı yoktur; 2577 sayılı Kanun’daki süreler hak düşürücü niteliktedir. Fark önemlidir: zamanaşımını karşı tarafın ileri sürmesi gerekirken, hak düşürücü süreyi mahkeme ilk incelemede kendiliğinden gözetir (m.14/3-e) ve süresinde açılmayan dava m.15/1-b uyarınca reddedilir. İdare savunmasında süreden hiç söz etmese bile sonuç değişmez.
Hangi sürenin uygulanacağı, zararın kaynağına göre değişir:
| Zararın kaynağı | Süre | Başlangıç | Dayanak |
|---|---|---|---|
| İdari işlem, doğrudan tam yargı davası | 60 gün (vergi mahkemesinde 30) | İşlemin yazılı bildirimi | m.7/1 · m.12 |
| İdari işlem, önce iptal sonra tam yargı | Dava süresi | İptal kararının veya kanun yolu kararının tebliği ya da işlemin icrası | m.12 |
| İdari eylem, idareye başvuru | 1 yıl, her hâlde 5 yıl | Öğrenme / eylem tarihi | m.13/1 |
| İdari eylem, başvuru sonrası dava | 60 gün | Ret işleminin tebliği ya da otuz günlük cevap süresinin bitimi | m.13/1 · m.7/1 |
| Adli yargıdan görevsizlik kararı | 30 gün (idari dava süresi dolmamışsa o süre) | Görevsizlik kararının kesinleşmesi | m.9 |
| İvedi yargılama usulüne tabi işlemler | 30 gün, m.11 başvurusu uygulanmaz | İşlemin bildirimi | m.20/A |
İvedi yargılama usulü; ihaleden yasaklama dışındaki ihale işlemleri, acele kamulaştırma, Özelleştirme Yüksek Kurulu kararları, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca yapılan satış, tahsis ve kiralama işlemleri, çevresel etki değerlendirmesi sonucu alınan kararlar ve 6306 sayılı Kanun uyarınca alınan Cumhurbaşkanı kararları için uygulanır (m.20/A-1). Bu işlemlerden doğan zararda süre otuz gündür ve üst makama başvuru dava süresini durdurmaz.
Tam yargı davası 5 yıllık süre ne demek?
Beş yıllık süre, idari eylemden doğan zararlarda idareye başvurmanın mutlak üst sınırıdır. m.13/1 iki süreyi birlikte koyar: eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl. Hangisi önce dolarsa başvuru hakkı o tarihte sona erer.
Bu iki sürenin birlikte işleyişi şöyledir: eylemi gerçekleştiği gün öğrenen kişi için bir yıl belirleyicidir. Eylemi geç öğrenen kişi için ise öğrenme tarihinden itibaren bir yıl işler, ancak bu bir yıl eylem tarihinden itibaren beş yılı aşamaz. Örneğin eylemden dört yıl sonra durumu öğrenen kişinin bir yılı değil, beşinci yılın sonuna kadar kalan süreyi vardır.
Beş yıl da dava açma süresi değildir. Bu süre içinde idareye başvurulduktan sonra, ret cevabının tebliğinden ya da otuz günlük cevap süresinin bitiminden itibaren altmış günlük dava süresi ayrıca işler.
İptal davasından sonra tam yargı davası açma süresi
İşlemden doğan zararda kişi önce iptal davası açıp tazminatı sonraya bırakabilir. Bu durumda tam yargı davası için süre, iptal davasında verilen kararın, kanun yoluna gidilmişse kanun yolu kararının tebliğinden ya da işlemin icrasından itibaren işler (m.12). Bu yolun kendi tuzakları ve üç seçeneğin karşılaştırması için iptal ve tam yargı davası açmanın üç yolu yazımıza bakılabilir.
Tam Yargı Davasında Yetkili Mahkeme
Yetki kuralı tam yargı davaları için özel olarak düzenlenmiştir ve sıralıdır. Kanun üç ölçütü belirli bir öncelikle sayar: yetkili mahkeme sırasıyla zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili yer, zarar bayındırlık ve ulaştırma gibi bir hizmetten veya idarenin herhangi bir eyleminden doğmuşsa hizmetin görüldüğü ya da eylemin yapıldığı yer, diğer hâllerde ise davacının ikametgâhının bulunduğu yer idare mahkemesidir.
Sıralamanın pratik anlamı şudur: ölçütler birbirinin alternatifi değildir. İlk ölçüt uygulanabiliyorsa ikinciye geçilmez. Zarar bir idari işlemden doğmuşsa, o işleme karşı açılacak iptal davasında hangi mahkeme yetkiliyse tam yargı davasında da o mahkeme yetkilidir.
Üçüncü sıradaki davacının ikametgâhı ölçütü sık gözden kaçar. İlk iki ölçütün uygulanamadığı hâllerde dava, davacının bulunduğu yerde açılabilir; bu, uzaktaki bir idareye karşı dava açacak kişi bakımından önemli bir kolaylıktır.
İdari sözleşmelerden doğan davalar bu maddenin kapsamı dışında bırakılmıştır; onların yetki rejimi ayrıdır. Görev ve yetki kurallarının bütünü ise ayrı bir konudur.
Tam Yargı Davasında Zararın Tespiti ve Hesaplanması
Zararın miktarı, davanın en teknik bölümüdür. Dava dilekçesinde bir tutar gösterilmesi gerekir; ancak bu tutarın nihai olarak nasıl belirleneceği yargılama sırasında ortaya çıkar.
Maddi zararda hesap belgelere dayanır. Tedavi giderleri fatura ve raporla, kazanç kaybı ücret bordrosu ya da gelir belgesiyle, mal zararı ekspertiz ve onarım faturasıyla ortaya konur. Kalıcı sakatlık hâlinde çalışma gücündeki azalma oranı sağlık kurulu raporuyla belirlenir ve tazminat bu oran üzerinden hesaplanır.
Ölüm hâlinde destekten yoksun kalma tazminatı ayrı bir hesap tekniğine tabidir. Ölenin geliri, desteğin süresi ve hak sahiplerinin durumu birlikte değerlendirilir.
Manevi zararda hesap yapılmaz; hâkim takdir eder. Bu sebeple manevi tazminat talebinde belge sunmak yerine olayın ağırlığını ortaya koyan delillerin dosyaya girmesi önem taşır.
Zararın miktarını baştan tam olarak bilmiyorum, ne yapmalıyım?
Dilekçede yine bir tutar gösterilir; ancak zararın tam olarak belirlenemediği hâllerde kanun açık bir çıkış yolu tanır. 2577 sayılı Kanun m.16/4 (6459 s. Kanun ile 2013’te eklenen cümle) uyarınca tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir; artırma dilekçesi otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.
Bu hükmün pratik sonucu şudur: dilekçede bilirkişi incelemesinden önce makul bir tutar gösterilir, rapor geldikten sonra talep rapordaki tutara yükseltilir. Hak tek seferliktir; rapora itiraz edilip ek rapor bekleniyorsa artırmanın son rapordan sonra yapılması, ikinci bir artırma ihtiyacını önler.
| Aşama | Ne yapılır | Dikkat |
|---|---|---|
| Dava dilekçesi | Kalemler ayrı ayrı, makul tutarla gösterilir | Maddi ve manevi tutar ayrı yazılır |
| Bilirkişi raporu | Hesap ve kusur oranı belirlenir | Rapora itiraz süresi kaçırılmaz |
| Miktar artırma | Harç ödenerek talep rapordaki tutara çıkarılır | Bir defaya mahsus, nihai karardan önce |
| Karar | İstenen tutarı aşmayacak şekilde hüküm kurulur | Faiz ayrıca istenmiş olmalıdır |
Tazminatın bir kısmını davaya konu edip geri kalanını sonraya bırakmak ise riskli bir yoldur. İdari yargıda süreler hak düşürücü olduğundan, ayrılan kısım için sonradan açılacak dava büyük ihtimalle süre engeline takılır; m.16/4’teki artırma imkânı bu riski almadan aynı amaca ulaştırır.
Zararın oluşmasında benim de kusurum varsa tazminat alabilir miyim?
Alabilirsiniz, ancak hükmedilecek tutar kusur oranında indirilir. Zarar görenin kendi davranışının zararın doğmasına ya da artmasına katkısı değerlendirmeye alınır.
İndirim iki ayrı davranış için gündeme gelir. Birincisi zararın doğmasına katkıdır: uyarı levhasına rağmen tehlikeli alana girmek gibi. İkincisi zararın artmasına katkıdır; tedaviyi geciktirmek ya da hasarı büyütecek biçimde davranmak bu gruba girer.
Kusur oranı çoğu zaman bilirkişi incelemesiyle belirlenir ve tazminat bu oranda düşürülür. Zarar görenin kusuru ağır basıyorsa idarenin sorumluluğu tamamen de kalkabilir.
İdari Yargıda Faiz Başlangıcı
Hükmedilen tazminata faiz işletilmesi, uzun süren yargılamalarda tutarı belirgin biçimde etkiler. Faizin hangi tarihten itibaren işleyeceği ise talebin nasıl kurulduğuna bağlıdır.
Faiz kendiliğinden hükmedilmez; dava dilekçesinde açıkça istenmesi gerekir. Faiz talebi olmayan bir dilekçede mahkeme faize hükmetmez ve bu eksiklik sonradan güçlükle giderilir.
Faizin başlangıç tarihi bakımından uygulamada farklı tarihler gündeme gelir: idareye başvuru tarihi, dava tarihi ya da zararın doğduğu tarih. Hangi tarihin esas alınacağı zararın türüne ve talebin dilekçede nasıl ifade edildiğine göre değişir. Bu nedenle dilekçede yalnızca “yasal faiziyle birlikte” ifadesiyle yetinilmemesi, faizin hangi tarihten istendiğinin açıkça yazılması yerinde olur.
Faizin türü de belirtilmelidir. Tazminat alacaklarında esas olan, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun m.1’deki kanuni faizdir. Aynı Kanun’un m.2’sindeki avans faizi ticari işlere özgüdür; idarenin kamu hizmeti yürütürken verdiği zarardan doğan tazminat alacağı ticari iş niteliğinde olmadığından, tam yargı davasında avans faizi istenmesi kural olarak sonuç vermez. Uzun süren dosyalarda faiz, hükmedilen tutarın kendisiyle kıyaslanabilecek bir kalem oluşturabilir.
Kararın tebliğinden sonraki dönem için ise kanun ayrı ve daha yüksek bir oran öngörür. 2577 sayılı Kanun m.28/6’ya göre tazminat davalarında idare, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süre için 6183 sayılı Kanun m.48’e göre belirlenen tecil faizi oranında faiz öder. Bu faiz için ayrıca dava açmak gerekmez. Tek istisna, kararın davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçen süredir; bu süre için faiz işlemez. Hesap numarası ne kadar geç bildirilirse o kadar faiz kaybedilir.
Talebin sonradan artırılması hâlinde faizin artırılan kısım bakımından hangi tarihten işleyeceği de ayrıca değerlendirilir. Bu nedenle zararın baştan mümkün olduğunca doğru hesaplanması yalnızca harç bakımından değil, faiz bakımından da kazanç sağlar.
Hizmet Kusuru ve Kusursuz Sorumluluk
İdarenin tazmin yükümlülüğü iki ayrı temele dayanabilir.
Hizmet kusuru, kamu hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi ya da kötü işlemesidir. Üç görünümü de ayrı ayrı sorumluluk doğurur: yapılması gereken bir işin hiç yapılmaması, zamanında yapılmaması ya da gereği gibi yapılmaması. Yolda açık bırakılan bir çukur, hastanede geciken müdahale, denetlenmesi gereken bir tesisin denetlenmemesi bu kapsamdadır.
Hizmet kusurunda dikkat edilmesi gereken nokta, kusurun kişiye değil hizmete bağlanmasıdır. Zararın hangi görevlinin ihmalinden doğduğunun tek tek ortaya konması gerekmez; hizmetin gereği gibi işlemediğinin gösterilmesi yeterlidir. Bu, zarar gören bakımından önemli bir kolaylıktır: idarenin iç işleyişini bilmeyen kişi, kusuru bir memura isnat etmek zorunda kalmaz.
Kusursuz sorumluluk, idarenin hiçbir kusuru bulunmasa da sorumlu tutulduğu hâlleri anlatır. İki ana görünümü vardır.
Birincisi risk ilkesidir. İdare, nitelikleri gereği tehlike taşıyan bir faaliyeti yürütüyorsa, bu faaliyetten doğan zarardan kusuru aranmaksızın sorumlu olur. Tehlikeli madde ve tesislerin işletilmesi, patlayıcı bulundurulması ya da kolluk faaliyeti sırasında üçüncü kişilerin zarar görmesi bu kapsamda değerlendirilir.
İkincisi kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesidir. Kamu yararına yürütülen hukuka uygun bir faaliyet, toplumun tamamı yararlanırken belirli kişilere özel ve olağandışı bir yük yüklüyorsa, bu yükün topluma dağıtılması gerekir. Burada idarenin davranışı hukuka uygundur; sorumluluk, külfetin adaletsiz dağılmasından doğar.
İki temel arasındaki fark ispat yükünde ortaya çıkar. Hizmet kusurunda hizmetin kötü işlediğinin ortaya konması gerekirken, kusursuz sorumlulukta zarar ile faaliyet arasındaki bağın gösterilmesi yeterli olabilir. Dava dilekçesinde her iki temele birlikte dayanılmasında hukuki bir engel bulunmaz; mahkeme hangisini yerinde görürse ona göre karar verir.
Sorumluluğu kaldıran ya da azaltan hâller de vardır. Zararın doğmasında zarar görenin kendi kusuru, üçüncü kişinin davranışı ya da öngörülemez ve önlenemez bir olay etkili olmuşsa, tazminat bu oranda indirilir veya tamamen kaldırılabilir.
Yol ve altyapı hizmetlerinden doğan zararlarda bu çerçevenin nasıl uygulandığını görmek için rögar kapağı tazminat davası hangi mahkemede açılacağını ele alan yazımıza ve rögara düşüp yaralanma tazminatı kalemlerini inceleyen çalışmamıza bakılabilir. Askerlik hizmeti sırasında meydana gelen ölüm ve yaralanmalarda da tam yargı davası gündeme gelir; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 2017’de kaldırıldığından bu davalar artık idare mahkemelerinde görülür. Ayrıntısı askeri tazminat davaları yazımızdadır.
Kamulaştırmasız El Atma Nedeniyle Tam Yargı Davası
İdarenin bir taşınmaza kamulaştırma yapmaksızın el atması, tazminat davalarının en çok yargı yolu karışıklığı yaşanan alanıdır. Burada ortada usulüne uygun bir kamulaştırma işlemi yoktur; idare taşınmazı fiilen kullanmaya başlamış ya da imar planıyla malikin tasarruf imkânını hukuken ortadan kaldırmıştır. Bu iki durumun her zaman tam yargı davasına konu olmadığı baştan bilinmelidir.
El atma iki biçimde ortaya çıkar. Fiilî el atmada idare taşınmaza fiziken girer: üzerinden yol geçirir, tesis kurar, park yapar. Hukuki el atmada ise fiziki bir müdahale yoktur; taşınmaz uygulama imar planında umumi hizmetlere ayrılmış, ancak kamulaştırılmamıştır ve malik mülkiyet hakkını kullanamaz hâle gelmiştir.
Fiilî el atma davaları, mülkiyet hakkına dayalı bedel ve el atmanın önlenmesi talepleriyle adli yargıda (asliye hukuk mahkemesinde) görülür; bu, tam yargı davası değildir. 9/10/1956 ile 4/11/1983 arasında gerçekleşen fiilî el koymalar için 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu geçici m.6 ayrı bir usul öngörür: önce uzlaşma yoluna gidilmesi dava şartıdır, uzlaşılamazsa uzlaşmazlık tutanağından itibaren üç ay içinde bedel tespiti davası açılabilir.
Hukuki el atmada tablo son yıllarda iki kez değişti:
| Dönem | Kural | Kaynak |
|---|---|---|
| 7421 s. Kanun öncesi yerleşik uygulama | Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrarlı kararlarıyla idari yargı, tam yargı davası (2577 s. Kanun m.2/1-b) | Uyuşmazlık Mahkemesi içtihadı |
| 26/11/2022 sonrası | Beş yıllık süre içinde kamulaştırma veya plan değişikliği yapılmazsa bedel davaları adli yargıda | 2942 s. Kanun Ek m.1’e 7421 s. Kanun m.3 ile eklenen cümle |
| İptal | Bu cümle Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildi; iptal, Resmî Gazete’de yayımlandığı 30/4/2025’ten dokuz ay sonra yürürlüğe girdi | AYM, 16/1/2025, E.2024/135, K.2025/20 |
| Bugün | Mevzuatta adli yargıyı gösteren cümle yok; Uyuşmazlık Mahkemesinin idari yargıyı gösteren istikrarlı içtihadı yeniden belirleyici | 2942 s. Kanun Ek m.1 güncel metni |
Geçiş döneminde hangi kuralın uygulanacağını davanın açıldığı tarih belirler. Uyuşmazlık Mahkemesi, E.2026/22 K.2026/141 sayılı ve 9/3/2026 tarihli kararında, 26/6/2025’te açılan bir hukuki el atma davasında, iptal kararının dokuz aylık erteleme süresi henüz dolmadığı için dava tarihinde yürürlükte olan cümleyi uygulamış ve adli yargıyı görevli bulmuştur. Aynı kararda, bu cümle dışında idarenin imar planından kaynaklanan hareketsizliğinden doğan zararın Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrarlı kararlarıyla 2577 sayılı Kanun m.2/1-b kapsamında idari yargıda çözümlenmesi gerektiği de belirtilmiştir.
Pratik sonuç şudur: dava açmadan önce el atmanın fiilî mi hukuki mi olduğu, hukuki ise davanın hangi tarihte açılacağı ve o tarihte yürürlükte olan kural birlikte değerlendirilmelidir. Uygulama imar planında umumi hizmete ayrılan taşınmazlar için idarenin plan yürürlüğe girdikten sonra beş yıl içinde imar programı veya imar uygulaması yapması, kamulaştırması ya da kısıtlamayı kaldıracak plan değişikliği yapması gerekir (2942 s. Kanun Ek m.1/1, birinci cümle); bu süre talebin olgunlaşıp olgunlaşmadığı tartışmasında da önem taşır.
Tam Yargı Davası Ne Kadar Sürer
Yargılamanın uzunluğu için kanunda sabit bir süre öngörülmemiştir. Dosyanın seyri mahkemenin iş yüküne, tarafların cevap verme hızına ve en çok da bilirkişi incelemesine bağlıdır.
Tam yargı davalarını iptal davalarından ayıran ve süreyi uzatan unsur, zararın hesaplanması aşamasıdır. İptal davasında mahkeme işlemin hukuka uygunluğunu denetler ve karar verir; tam yargı davasında ise sorumluluk saptandıktan sonra zararın miktarı ayrıca belirlenir. Bu belirleme çoğu zaman bilirkişi incelemesini gerektirir. Sakatlık oranının tespiti için sağlık kurulu raporu istenmesi, hesap bilirkişisinden rapor alınması ve rapora itiraz üzerine ek rapor düzenlenmesi dosyayı aylarca uzatabilir.
İkinci uzatıcı unsur ön başvuru aşamasıdır. Eylemden doğan zararlarda idareye başvurulması ve otuz günlük cevap süresinin beklenmesi zorunlu olduğundan, dava açılmadan önce geçen süre de hesaba katılmalıdır.
Süreyi kısaltmanın en etkili yolu, zarar kalemlerini ve dayanak belgelerini dava dilekçesiyle birlikte eksiksiz sunmaktır. Sonradan istenen her belge, dosyaya bir ara karar ve bir tebligat süresi ekler.
Devlete açılan tazminat davaları ne kadar sürer?
Devlete açılan tazminat davalarının ne kadar süreceğini belirleyen üçüncü unsur kanun yollarıdır. İdare mahkemesinin kararı her zaman son söz değildir:
| Aşama | Kural | Dayanak |
|---|---|---|
| İlk derece | İdare mahkemesi | 2577 s. Kanun m.36 |
| İstinaf | Bölge idare mahkemesi, tebliğden itibaren 30 gün; konusu kanundaki parasal sınırı geçmeyen tam yargı davalarında karar kesindir | m.45/1 |
| Temyiz | Danıştay, tebliğden itibaren 30 gün; yalnız konusu kanundaki parasal sınırı aşan tam yargı davalarında | m.46/1-b |
| Parasal sınırlar | 7524 s. Kanun ile 2024’te istinaf için otuz bir bin, temyiz için dokuz yüz yirmi bin Türk lirası olarak belirlendi; her yıl yeniden değerleme oranında artırılır | Ek m.1/1 |
| Hangi yılın sınırı | Davanın açıldığı tarihteki parasal sınır esas alınır | Ek m.1/2 (7550 s. Kanun, 2025) |
Bu nedenle küçük tutarlı bir tam yargı davası ilk derecede kesinleşebilirken, yüksek tutarlı bir ölüm veya ağır yaralanma dosyası istinaf ve temyizle birlikte üç aşamalı bir yargılamaya dönüşebilir. Parasal sınırlar her yıl değiştiği için, davanın açıldığı yıla ait güncel tutar ayrıca kontrol edilmelidir.
İstinaf aşamasında 2026’da önemli bir değişiklik yapıldı. 7589 sayılı Kanun (16/7/2026) ile değiştirilen m.45/5, bölge idare mahkemesinin ilk derece kararını kaldırıp dosyayı geri gönderebileceği hâlleri sınırlı olarak saydı; bunların dışında dosya geri gönderilemez. Bilirkişi incelemesi yaptırılmadan ya da gerektiği hâlde duruşma yapılmadan karar verilmesi hâllerinde ise bölge idare mahkemesi bu eksikliği kendisi gidererek karar verebilir. Tam yargı davalarında zarar hesabı çoğunlukla bilirkişi incelemesine dayandığından, bu düzenleme dosyanın mahkemeler arasında gidip gelmesini azaltmaya yöneliktir.
Tam Yargı Davasının Sonuçları
Dava kabul edilirse mahkeme, idarenin belirlenen tutarı ödemesine hükmeder. Bu davada verilen karar bir tazminat hükmüdür; mahkeme işlemi iptal etmez, idareye nasıl davranacağına dair talimat da vermez. İdari yargı yetkisi hukuka uygunluk denetimiyle sınırlıdır ve mahkeme idarenin yerine geçip işlem tesis edemez.
Talep kısmen kabul edilebilir. Zararın bir bölümünün ispatlanamaması ya da zarar görenin kendi kusurunun bulunması hâlinde hükmedilen tutar istenenin altında kalır; bu durumda yargılama giderleri ve vekâlet ücreti kabul ve ret oranına göre paylaştırılır. Talebin tamamen reddi hâlinde ise davacı, karşı taraf vekâlet ücretiyle yükümlü hâle gelir. Bu risk, dilekçede gösterilecek tutarın gerçekçi belirlenmesini gerektirir.
Manevi tazminat bu kuralın istisnasıdır. 2026 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m.10’a göre manevi tazminat talebinin kısmen reddinde karşı taraf vekili lehine hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez; talebin tamamen reddinde ise ücret, reddedilen tutar üzerinden değil tarifedeki maktu ücret üzerinden belirlenir. Manevi tazminat maddi tazminatla birlikte istenmişse, manevi kısım için vekâlet ücreti ayrı bir kalem olarak hesaplanır (m.10/4).
İdare, kararın gereğini yerine getirmekle yükümlüdür. Kanun bu yükümlülüğü kararın kesinleşmesine değil tebliğine bağlamış ve süreyi otuz günle sınırlamıştır (2577 s. Kanun m.28/1). İdarenin kanun yoluna başvurmuş olması, bu yükümlülüğü tek başına ortadan kaldırmaz.
Kazandığım tazminatı idare ne zaman öder?
Para ödenmesine hükmedilen davalarda ödemenin nasıl yapılacağını m.28/2 ayrıca düzenler: hükmedilen tutar, vekâlet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin idareye yazılı olarak bildireceği banka hesabına, bu bildirim tarihinden itibaren otuz günlük süre içinde yatırılır. Yani ödeme süreci kendiliğinden başlamaz; banka hesap numarasının bir dilekçeyle idareye bildirilmesi gerekir.
Süresinde ödeme yapılmazsa karar genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur (m.28/2, son cümle); yani ilamlı icra takibine konu edilebilir. Bu aşamada kamu mallarının haczine ilişkin sınırlamalar gündeme gelebilir. Gecikme dönemi için ayrıca dava açmaya gerek yoktur: m.28/6 uyarınca kararın tebliğinden ödeme tarihine kadar geçen süre için tecil faizi oranında faiz zaten kanundan doğar; yalnızca kararın davacıya tebliği ile banka hesabının bildirildiği tarih arasındaki süre için faiz işlemez.
İdare kararı hiç uygulamazsa, bu kez uygulamama yüzünden doğan zarar için idare aleyhine ayrıca maddi ve manevi tazminat davası açılabilir (m.28/3).
Hükmün sonuçları yalnızca parasal değildir. Mahkemenin idarenin sorumluluğunu saptayan gerekçesi, aynı hizmetten zarar gören başka kişilerin açacağı davalarda da dosyaya sunulabilecek bir dayanak oluşturur.
Mahkeme idareye ne yapacağını söyleyebilir mi?
Söyleyemez. İdari yargı yetkisi hukuka uygunluk denetimiyle sınırlıdır; mahkeme idarenin yerine geçerek işlem tesis edemez ve takdir yetkisini kaldıracak biçimde karar veremez.
Bu sınır tam yargı davasında somut bir sonuç doğurur: mahkeme idareye “şu hizmeti şu şekilde yürüt” diyemez, yalnızca doğan zararın ödenmesine hükmeder. Aynı eksiklik sürüyorsa ve yeniden zarar doğuyorsa, her yeni zarar için ayrı bir dava gündeme gelir.
Sınırın tek istisnası, kararın gereğinin yerine getirilmesi yükümlülüğüdür. İdare, hükmün kendisini uygulamak zorundadır; burada söz konusu olan mahkemenin idareye talimat vermesi değil, verilmiş bir hükmün icrasıdır.
Tam Yargı Davası Emsal Kararlar
Tam yargı davasında sonuç çoğu zaman esastan önce, görev, süre ve başvuru sorunlarında belirlenir. Tablodaki kararlar, bu yazıdaki kuralların uygulamada nasıl karşılık bulduğunu gösteren tam yargı davası örnekleri ve ve künyesi birincil kaynaktan doğrulanmış örneklerdir:
| Karar | Konu | Sonuç |
|---|---|---|
| Uyuşmazlık Mahkemesi, E.2026/22, K.2026/141, 9/3/2026 | İmar planından kaynaklanan hukuki el atma | Dava tarihinde yürürlükte olan 2942 s. Kanun Ek m.1 cümlesi uyarınca adli yargı görevli; bu cümle dışında yerleşik içtihat idari yargı |
| Anayasa Mahkemesi, E.2024/135, K.2025/20, 16/1/2025 | Hukuki el atma bedel davalarını adli yargıya veren cümle | İptal; dokuz ay sonra yürürlüğe girmek üzere |
| Danıştay İDDK, E.2020/182, K.2020/173, 17/12/2020 | Aynı istemle ikinci kez idareye başvuru | Hukuki durum değişmedikçe yeni başvuru geçmiş dava açma süresini ihya etmez |
| Yargıtay 17. HD, E.2013/12361, K.2014/7552 | Belediyenin kamu hizmeti sırasında verdiği zarar | Özel hukuk hükümlerine tabi değil; idari yargıda tam yargı davası açılmalı, görev re’sen gözetilir |
| Yargıtay 4. HD, E.2022/9822, K.2025/15460, 18/11/2025 | İşi yapan özel şirketin (taşeron) verdiği zarar | Davalı özel hukuk kişisi olduğu için adli yargı görevli; idari yargı itirazı reddedildi |
Bu kararlardan çıkan ortak ders, davalının hukuki statüsünün ve davanın açıldığı tarihin yargı yolunu belirlediğidir. Aynı olayda zarar hem idareden hem de işi yürüten şirketten kaynaklanıyorsa, iki ayrı yargı kolunda iki ayrı dava gündeme gelebilir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2021’de kapatılmış ve dosyaları 4. Hukuk Dairesine devredilmiştir; tablodaki 17. HD kararı geçerliliğini korur, ancak bugün benzer bir dosyanın temyiz incelemesini 4. Hukuk Dairesi yapar. Emsal karar araştırması yapılırken kararın verildiği tarihteki mevzuatın bugün de yürürlükte olup olmadığı ayrıca kontrol edilmelidir; hukuki el atma örneğinde olduğu gibi, birkaç yıl içinde kural iki kez değişebilir.
Tam Yargı Davası ile İptal Davası Farkı
İki dava türü aynı olayda birlikte gündeme gelebilir; ancak amaçları ve sonuçları farklıdır. Tam yargı ve iptal davası farkları en kısa hâliyle şu tabloda görülür.
| İptal davası | Tam yargı davası | |
|---|---|---|
| Amaç | İşlemin hukuk âleminden kaldırılması | Doğan zararın giderilmesi |
| Aranan sıfat | Menfaat ihlali | Kişisel hakkın doğrudan muhtel olması |
| Konusu | Yalnızca idari işlem | İdari işlem ve eylem |
| Zarar şartı | Aranmaz | Zorunlu unsur |
| Sonucu | İşlem geçmişe etkili olarak kalkar | Tazminata hükmedilir |
| Ön başvuru | İhtiyari | İşlemde ihtiyari, eylemde zorunlu |
İptal davası kazandım, tazminatı da otomatik alır mıyım?
Alamazsınız. İşlemin iptal edilmesi, uğranılan zararın kendiliğinden karşılanması anlamına gelmez. İptal kararı hukuki durumu onarır; parasal kaybın giderilmesi ayrıca istenmelidir. Bu iki davanın hangi sırayla ve hangi bileşimlerde açılabileceğini kanun ayrıca düzenlemiştir; konuyu iptal ve tam yargı davası açmanın üç yolu başlığı altında ele alıyoruz. İptal davasının kendi sonuçları için ise idari işlemin iptali davası yazımıza bakılabilir.
Kanunun tam metnine Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden ulaşılabilir.
Tam yargı davasında hakkı belirleyen çoğu zaman tazminatın miktarı değil, ilk haftalarda verilen kararlardır: zararın işlemden mi eylemden mi doğduğu, hangi idareye ve hangi tarihte başvurulacağı, davanın hangi yargı kolunda açılacağı. Bu adımları kendi dosyanız üzerinden birlikte değerlendirmek isterseniz, tazminat hukuku çalışma alanımızı anlatan sayfada iletişim bilgilerimiz yer alıyor.
Sıkça Sorulan Sorular
Tam yargı davası nedir?
İdarenin eylem ve işlemlerinden dolayı kişisel hakları doğrudan zedelenen kişilerin, uğradıkları maddi ve manevi zararın giderilmesi için açtıkları idari dava türüdür.
Tam yargı davası kime karşı açılır?
Zarara yol açan eylemi gerçekleştiren ya da işlemi tesis eden idareye karşı açılır. Bakanlık taşra teşkilatının yaptığı işlemlerde davalı çoğu zaman bakanlıktır; belediye ve üniversite gibi kurumlar ise kendi tüzel kişilikleriyle davalı gösterilir.
Tam yargı davası açma şartları nelerdir?
İdarenin bir eylem veya işleminin bulunması, gerçek ve ispatlanabilir bir zararın doğması, zarar ile idarenin davranışı arasında nedensellik bağının kurulması ve idarenin sorumluluğunun bulunması aranır.
Tam yargı davası açmadan önce idareye başvurmak zorunlu mu?
Zararın kaynağına bağlıdır. İdari işlemden doğan zararda başvuru isteğe bağlıdır ve dava süresini durdurur. İdari eylemden doğan zararda ise başvuru zorunludur.
İdari eylemden doğan zararda süre ne kadardır?
Eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl, her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurulması gerekir. Bu süreler dava açma süresi değil, idareye başvuru süresidir.
Dava açma süresi kaç gündür?
Özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gündür. İhale, acele kamulaştırma ve 2577 sayılı Kanun m.20/A’da sayılan diğer işlemlerde ivedi yargılama usulü uygulanır ve süre otuz gündür.
İdari yargıda manevi tazminat şartları nelerdir?
Kişilik değerlerine yönelik bir zararın doğması, bu zarar ile idarenin davranışı arasında nedensellik bağı bulunması, idarenin sorumluluğunun doğmuş olması ve talebin dilekçede açıkça ileri sürülmesi aranır.
Ölüm hâlinde kimler tam yargı davası açabilir?
Ölenin desteğinden yoksun kalanlar destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilir. Yakınların manevi tazminat talepleri ile cenaze ve defin giderleri de aynı davada ileri sürülebilir.
Tam yargı davasında yetkili mahkeme hangisidir?
Kanun üç ölçütü sırayla sayar: zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili yer, hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer ve davacının ikametgâhının bulunduğu yer idare mahkemesi.
Adli yargıda açtığım dava görevden reddedildi, yeniden idareye başvurmalı mıyım?
Hayır. Görevli olmayan adli yargı merciine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi hâlinde, sonradan idari yargıda açılacak davada idareye başvurma şartı aranmaz.
Tam yargı davasında faiz istenebilir mi?
İstenebilir; ancak faiz kendiliğinden hükmedilmez. Dava dilekçesinde açıkça talep edilmesi ve hangi tarihten itibaren istendiğinin belirtilmesi gerekir.
İdari yargıda manevi tazminat zamanaşımı var mı?
İdari yargıda zamanaşımı değil, hak düşürücü nitelikte süreler söz konusudur. Manevi tazminat talebi de maddi tazminatla aynı süreye tabidir: zarar idari eylemden doğmuşsa öğrenmeden itibaren bir yıl, her hâlde eylemden itibaren beş yıl içinde idareye başvurulmalıdır. Zarar idari işlemden doğmuşsa dava, işlemin yazılı bildiriminden itibaren altmış gün içinde açılır.
İdari yargıda manevi tazminatta karşı vekâlet ücreti çıkar mı?
Çıkabilir, ancak manevi tazminatta özel bir sınır vardır. 2026 Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m.10’a göre kısmen retde idare vekili lehine hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez; talebin tamamen reddinde ise ücret reddedilen tutar üzerinden değil, tarifedeki maktu tutar üzerinden belirlenir.
Kamulaştırmasız el atmada hangi dava açılır?
El atmanın fiilî mi hukuki mi olduğuna göre değişir. Fiilî el atmada bedel veya el atmanın önlenmesi davası adli yargıda açılır. İmar planından kaynaklanan hukuki el atmada ise davanın açıldığı tarih belirleyicidir: hukuki el atma bedel davalarını adli yargıya veren cümle Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş ve iptal 2026 başında yürürlüğe girmiştir; bu cümle dışında Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrarlı içtihadı idari yargıyı, yani tam yargı davasını gösterir.
Tam yargı davasında 5 yıllık süre neyi ifade eder?
İdari eylemden doğan zararda idareye başvurmanın mutlak üst sınırını ifade eder. Eylem geç öğrenilse bile başvuru, eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yapılmalıdır. Bu bir dava açma süresi değildir; başvurunun reddinden sonra ayrıca altmış günlük dava süresi işler.
Tam yargı davası nerede açılır?
İdare mahkemesinde açılır. Yer bakımından 2577 sayılı Kanun m.36 sıralı bir yetki kuralı koyar: önce zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözmeye yetkili mahkeme, sonra hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer, son olarak davacının ikametgâhının bulunduğu yer.
Yasal Uyarı
Bu yazıdaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlı olup hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Tam yargı davasında süreler, zararın işlemden mi eylemden mi doğduğuna göre değişir ve hatalı hesaplama hak kaybına yol açar. Mevzuat ve içtihat zaman içinde değişebilir. Kendi dosyanıza ilişkin adım atmadan önce bir avukata danışmanız yerinde olur.
İletişim
Bu yazı genel niteliktedir; somut olayın koşulları sonucu değiştirir. Dosyanıza ilişkin görüşme için iletişim bilgileri aşağıdadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Mevzuat ve içtihat değişebildiğinden, karar vermeden önce güncel durumu bir avukatla değerlendirmenizi öneririz.
Devamı
İlgili yazılar
-
Yakınım Geri Gönderme Merkezinde, İdari Gözetim Süresi En Fazla Ne Kadar Olabilir
İdari gözetim süresi geri gönderme merkezinde altı ayı geçemez, yalnız iki sebeple altı ay daha uzar. Aylık değerlendirme, 30 gün kuralı ve süre aşımı.
Yabancılar Hukuku -
Disiplin Cezasıyla Üniversiteden Atılan Öğrenci Başka Okula Gidebilir mi
Üniversiteden atılan öğrenci başka okula gidebilir mi? Kanun yalnız çıkarıldığı kuruma dönüşü yasaklar. YKS, yatay geçiş ve askerlik ertelemesi açıklandı.
Eğitim Hukuku -
Yükseköğretim Kurumundan Çıkarma Cezası Aldım, Fiilim Bu Cezayı Gerektiriyor mu
Yükseköğretim kurumundan çıkarma cezası yalnız kanunda sayılan dört fiille verilir. Uyuşturucu kullanmak, silah taşımak ve cinsel taciz bu listede değildir.
Eğitim Hukuku -
Adliyede Çalışıyorum, Adalet Bakanlığı Eş Durumu İçin Ne Gerekir?
Adalet Bakanlığı eş durumu tayininde atamadan önceki mazerete dayanılamaz, bir yıl kuralı vardır ve adliye personelinde komisyon muvafakati aranır.
İdare Hukuku