İçindekiler · 14 bölüm
İptal ve tam yargı davası karşısında kalan kişinin önünde üç ayrı yol vardır ve seçim, davanın süresini de sonucunu da değiştirir. Doğrudan tazminat istenebilir; işlemin iptali ile tazminat aynı dilekçede birlikte talep edilebilir; ya da önce iptal davası açılıp sonucu beklendikten sonra tazminat istenebilir. Üçü de kanunda yazılıdır ve üçü de kişinin tercihine bırakılmıştır.
Bu üç yolu düzenleyen madde, kenar başlığını da bu iki davadan alır. Aşağıda seçeneklerin her birini, hangi durumda hangisinin tercih edildiğini, sürelerin nasıl işlediğini ve iki davanın birlikte açılmasının vekâlet ücretine etkisini ele alıyoruz.
Kısaca Üç Yol ve Sonuçları
| Yol | Ne yapılır | Süre bakımından sonucu |
|---|---|---|
| Doğrudan tam yargı | İptal istenmeden yalnızca tazminat talep edilir | İşlemin dava açma süresi içinde açılır |
| Birlikte açma | İptal ve tazminat aynı dilekçede istenir | Tek dava, tek süre, tek dosya |
| Önce iptal, sonra tam yargı | İptal davası sonuçlandıktan sonra tazminat istenir | Kararın tebliğinden veya işlemin icrasından itibaren yeni bir dava süresi |
| Her üç yolda da | İdareye başvurma hakkı saklıdır | Başvuru dava süresini durdurur |
İptal ve Tam Yargı Davası Nedir
İkisi idari yargının iki temel dava türüdür ve amaçları farklıdır.
İptal davası, hukuka aykırı idari işlemin ortadan kaldırılmasını amaçlar. Kanun bu davayı “yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı” işlemler için, “menfaatleri ihlâl edilenler” tarafından açılabilecek dava olarak tanımlar.
Tam yargı davası, doğan zararın giderilmesini amaçlar ve “idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar” tarafından açılır.
İki dava arasındaki ilişki, kanunun ayrı bir maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin kenar başlığı doğrudan bu iki davanın adını taşır ve metin şöyledir:
“İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.”
Hüküm bir zorunluluk sıralaması getirmez; üç seçeneği yan yana koyar ve tercihi ilgiliye bırakır.
İptal ve Tam Yargı Davası Farkları
İki davanın ayrıldığı noktalar tabloda toplanmıştır.
| İptal davası | Tam yargı davası | |
|---|---|---|
| Amaç | İşlemin hukuk âleminden kaldırılması | Zararın giderilmesi |
| Aranan sıfat | Menfaat ihlali | Kişisel hakkın doğrudan muhtel olması |
| Konusu | Yalnızca idari işlem | İdari işlem ve eylem |
| Zarar şartı | Aranmaz | Zorunlu unsur |
| Sonucu | İşlem geçmişe etkili olarak kalkar | Tazminata hükmedilir |
| Talep | Bir tutar gösterilmez | Tutar gösterilir |
En sık gözden kaçan fark, aranan sıfattaki farktır. İptal davası için menfaat ihlali yeterlidir; bu ölçüt, işlemden dolaylı biçimde etkilenen kişileri de kapsar. Tam yargı davasında ise doğrudan zedelenen kişisel bir hak aranır. İki dava birlikte açıldığında mahkemenin iptal talebini kabul edip tazminat talebini reddetmesi bu sebeple mümkündür.
İkinci önemli fark konu bakımındadır. İptal davası yalnızca idari işlemlere karşı açılır; idarenin bir eylemi işlem sayılmadığı için iptali istenemez. Tam yargı davası ise hem işlemden hem eylemden doğan zararları kapsar. Yolda açık bırakılan bir çukur bir eylemdir; iptali istenemez, ancak örneğin bir yayanın düşmesine yol açtıysa doğurduğu zarar tam yargı davasına konu olur. Aynı çukur bir aracın hasar görmesine yol açtıysa olay trafik kazasıdır ve Karayolları Trafik Kanunu m.110 gereği dava idare mahkemesinde değil asliye hukuk mahkemesinde açılır.
Üçüncü fark talep biçimindedir. İptal davasında bir tutar gösterilmez; istenen, işlemin kaldırılmasıdır. Tam yargı davasında ise uyuşmazlık konusu miktarın dilekçede gösterilmesi kanunen aranır. Bu, harç hesabını ve yargılama giderlerini de doğrudan etkiler: iptal davasında maktu harç alınırken tam yargı davasında harç istenen tutar üzerinden hesaplanır.
Dördüncü fark, kararın doğurduğu sonuçtadır. İptal kararı işlemi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırır; işlem hiç yapılmamış gibi kabul edilir ve idare bu duruma uygun davranmakla yükümlü olur. Tam yargı davasında ise işlem yerinde kalır, yalnızca doğan zarar ödenir. Bu ayrım, hangi yolun seçileceğini belirleyen en pratik ölçüttür: amaç işlemden kurtulmaksa iptal, kaybı karşılamaksa tam yargı davası gerekir.
Son olarak iki davanın sonucundaki belirsizlik de farklıdır. İptal davasında sonuç ikilidir: işlem ya kalkar ya kalır. Tam yargı davasında ise kısmen kabul yaygındır; zararın bir bölümü ispatlanamayabilir ya da zarar görenin kendi kusuru indirime yol açabilir.
İptal davasının kendi sonuçları için idari işlemin iptali davası, tam yargı davasının kalemleri için tam yargı davası yazımıza bakılabilir.
Doğrudan Doğruya Tam Yargı Davası Nedir
Birinci yol budur: işlemin iptali hiç istenmeden yalnızca tazminat talep edilir.
Bu yol, işlemin ortadan kaldırılmasında artık bir yarar kalmadığı hâllerde tercih edilir. İşlem uygulanmış ve sonuçlarını doğurmuşsa, iptal kararı kişiye pratik bir şey kazandırmayabilir; asıl istenen, doğan zararın karşılanmasıdır. Emekliye ayrılmış bir kişi bakımından geçmişteki bir atama işleminin iptali anlamını yitirmişken, o işlem yüzünden alamadığı parasal haklar hâlâ istenebilir durumdadır.
Yolun bir başka kullanım alanı, işlemin dava açma süresinin geçmiş olmasıdır. İşleme karşı süresi içinde iptal davası açılmamışsa o işlem artık kaldırılamaz; ancak işlemin uygulanması sonucu sonradan doğan bir zarar varsa, bu zarar için tam yargı davası yolu kapanmış olmayabilir. Burada dikkat edilecek nokta, zararın işlemin kendisinden mi yoksa uygulanmasından mı doğduğudur.
Doğrudan tam yargı davasında mahkeme, tazminata hükmedebilmek için işlemin hukuka aykırı olup olmadığını yine inceler. Ancak bu inceleme işlemi ortadan kaldırmaya değil, sorumluluğun doğup doğmadığını saptamaya yöneliktir. Karar sonunda işlem yürürlükte kalır; idare yalnızca doğan zararı öder.
Terimin kanunda iki ayrı yerde geçmesi karışıklığa yol açar. İlk geçtiği yerde söz konusu olan idari işlemden doğan zarardır ve bu yazının konusudur. İkinci olarak, idari eylemlerden doğan zararları düzenleyen maddenin kenar başlığı da aynı ifadeyi taşır. İkisinin usulü farklıdır:
- İşlemden doğan zararda doğrudan tam yargı davası açılabilir; idareye başvurmak isteğe bağlıdır.
- Eylemden doğan zararda idareye başvurmak zorunludur ve süre, eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl, her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıldır.
Bu ayrımın atlanması, eylemden doğan zararda başvuru yapılmadan dava açılmasına ve dosyanın esasa girilmeden dönmesine yol açar.
İptal ve Tam Yargı Davası Birlikte Açılabilir mi
Açılabilir. Bu, kanunun açıkça saydığı ikinci yoldur ve uygulamada en sık tercih edilenidir.
Birlikte açmanın sağladığı üstünlükler şunlardır:
Tek dosya, tek süre. Her iki talep aynı dilekçede ileri sürülür; ayrı ayrı süre hesaplamak ve iki dosya takip etmek gerekmez.
Delil ortaklığı. İşlemin hukuka aykırılığını gösteren deliller ile zararı ortaya koyan belgeler aynı dosyada toplanır. Mahkeme hukuka aykırılığı saptadığında tazminat talebini aynı yargılamada değerlendirir.
Zaman kazancı. İptal davasının sonucunu bekleyip ardından ikinci bir dava açmak, toplam süreyi belirgin biçimde uzatır.
Birlikte açmanın kendine özgü riski de vardır. İptal talebi kabul edilirken tazminat talebi, kişisel hakkın doğrudan zedelenmediği ya da zararın ispatlanamadığı gerekçesiyle reddedilebilir. Bu durumda reddedilen kısım bakımından karşı vekâlet ücreti gündeme gelir.
Dilekçe tekniği bakımından iki talebin ayrı ayrı ve açıkça gösterilmesi gerekir. Yalnızca işlemin iptalinin istendiği bir dilekçede mahkeme kendiliğinden tazminata hükmetmez.
Birlikte açmanın sık sorulan bir yanı, iki talebin farklı zamanlarda karara bağlanıp bağlanamayacağıdır. Mahkeme kural olarak dosyanın tamamını birlikte karara bağlar; iptal talebi hakkında hüküm kurup tazminatı sonraya bırakmaz. Bu, birlikte açmanın hem avantajı hem sınırıdır: tazminatın miktarı için yapılacak bilirkişi incelemesi, iptal talebinin karara bağlanmasını da bekletir.
Somut alanlarda bu ikilinin nasıl kurulduğunu görmek için norm fazlası öğretmen resen atama ve iptal davası sürecine bakılabilir; orada iptal kararının ardından parasal kayıpların hangi yolla istendiği de ele alınmaktadır. Güvenlik soruşturması iptal davası dosyalarında ise işlem çoğu zaman uygulanmış olduğundan tazminat talebi baştan gündeme gelir.
Önce İptal Sonra Tam Yargı Davası Açmak
Üçüncü yolda iptal davası tek başına açılır, karara bağlanır ve tazminat talebi sonraya bırakılır. Kanun bu yolu seçenlere ayrı bir süre tanır.
Bu yolu tercih etmenin iki gerekçesi olur. Birincisi, zararın miktarının henüz belli olmamasıdır; işlemin ne kadar süre yürürlükte kalacağı bilinmeden kayıp hesaplanamaz. İkincisi, iptal kararının tazminat davası için sağlam bir dayanak oluşturmasıdır: hukuka aykırılık bir mahkeme kararıyla saptanmış olur.
Sürenin nereden başlayacağı bu yolun en teknik yanıdır. Kanun iki ayrı başlangıç noktası gösterir: kararın tebliği ya da işlemin icrası. İkincisi, işlem dava sürerken uygulanmışsa devreye girer; bu hâlde süre icra tarihinden itibaren işler.
Ayrım pratikte önemlidir. İşlem henüz uygulanmamışsa zarar da doğmamıştır ve süre kararın tebliğiyle başlar. İşlem yargılama sırasında uygulanmış ve zarar o anda doğmuşsa, beklenecek nokta kararın tebliği değil icra tarihidir.
Maddenin bir başka ayrıntısı, kanun yollarına başvurulması hâlidir. İptal davası ilk derecede karara bağlanmış ancak taraflardan biri istinafa ya da temyize gitmişse, tam yargı davası için beklenecek nokta ilk derece kararının tebliği değil, kanun yolu üzerine verilecek kararın tebliğidir. Metin bunu açıkça yazar. Bu, kararın kesinleşmesini bekleyen kişinin süreyi kaçırmasını önler.
Buna karşılık bu yolun bir riski vardır: iptal davası reddedilirse, ikinci davanın dayanağı zayıflar. Hukuka aykırılık saptanmamış bir işlem için tazminat istemek, sorumluluğun kusursuz sorumluluk temeline dayandırılmasını gerektirir. Bu nedenle önce iptal yolu, hukuka aykırılığın belirgin olduğu dosyalarda daha güvenlidir.
Bu yolda da idareye başvurma hakkı saklı tutulmuştur. Başvuru yapıldığında dava açma süresi durur; istek reddedilir ya da otuz gün içinde cevap verilmezse süre yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır.
Uygulamada en sık yapılan hesap hatası da buradadır. Süre sıfırlanmadığı için, başvuru geç yapılmışsa geriye kalan süre çok kısalmış olabilir. Altmış günlük sürenin ellinci gününde idareye başvuran kişi, ret cevabı geldiğinde sıfırdan altmış gün değil, kalan on günü kullanır. Cevap otuz gün sonra gelirse bile bu on gün değişmez.
Hangi Yolu Seçmeli
Seçim iki soruya verilen cevaba bağlıdır: işlem uygulanmış mı, ve zarar hesaplanabilir durumda mı?
İşlem henüz uygulanmamışsa ortada bir zarar da yoktur. Bu aşamada istenecek olan işlemin kaldırılmasıdır; iptal davası tek başına açılır. İşlem sonradan uygulanır ve zarar doğarsa, tam yargı davası için icra tarihinden itibaren yeni bir süre işlemeye başlar. Göreve son verme işlemi tebliğ edilmiş ancak henüz uygulanmamış bir kişi bu durumdadır.
İşlem uygulanmış ve zarar belliyse en verimli yol birlikte açmaktır. Hem işlem ortadan kalkar hem de kayıp aynı dosyada karşılanır. İkinci bir dava açmak, aynı delilleri ikinci kez sunmak ve ikinci bir yargılama süresi beklemek anlamına gelir.
İşlem uygulanmış ancak iptalinde artık yarar kalmamışsa doğrudan tam yargı davası tercih edilir. Emekli olmuş bir kişinin geçmişteki atama işlemi, süresi dolmuş bir iznin reddi ya da artık uygulanma imkânı kalmamış bir yasaklama kararı bu gruba girer. İşlemin kaldırılması kişiye bir şey kazandırmayacaksa, dava doğrudan zarar üzerine kurulur.
Zararın miktarı henüz belirlenemiyorsa önce iptal yolu anlamlıdır. İşlemin ne kadar süre yürürlükte kalacağı bilinmeden kayıp hesaplanamaz; iptal kararı beklenir, zarar kesinleşir ve tazminat sonradan istenir. Bu yolun kazancı, hukuka aykırılığın bir mahkeme kararıyla saptanmış olarak ikinci davaya girmesidir.
Zarar idarenin bir eyleminden doğmuşsa ortada iptal edilecek bir işlem yoktur; yol doğrudan tam yargı davasıdır. Ancak burada idareye başvurmak zorunludur ve süre eylemin öğrenilmesinden itibaren bir yılla sınırlıdır.
Bu ölçütlerin yanına bir tanesi daha eklenir: işlemin sürekli sonuç doğurup doğurmadığı. Bir defada uygulanıp biten işlemlerde zarar kesinleşmiştir ve miktarı baştan hesaplanabilir. Sürekli uygulanan işlemlerde ise zarar her ay büyümeye devam eder; bu hâlde talebin sonradan artırılabilmesi için dilekçenin baştan buna uygun kurulması gerekir.
Son bir uyarı: seçim yapılırken en çok gözden kaçan şey, her üç yolda da sürenin işlemeye devam ettiğidir. Hangi yolun daha uygun olduğunu düşünmekle geçen zaman, dava açma süresinden düşer.
İki Talebin Dilekçede Nasıl Gösterileceği
Birlikte açma tercih edildiğinde dilekçenin kurulması ayrı bir özen ister; çünkü tek bir metinde iki farklı talep ileri sürülmektedir.
Talepler ayrı ayrı yazılır. Sonuç kısmında yalnızca “işlemin iptali” denmesi, tazminat talebinin hiç ileri sürülmediği anlamına gelir. Mahkeme istenmeyen bir tazminata kendiliğinden hükmetmez. Aynı şekilde yalnızca tazminat istenmişse işlem iptal edilmez.
Tazminat tutarı gösterilir. Kanun, tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktarın dilekçede gösterilmesini ayrıca aramaktadır. Maddi ve manevi tazminat ayrı ayrı belirtilir; ikisi tek bir rakamda birleştirilmez.
Faiz açıkça istenir. Faiz kendiliğinden hükmedilmez. Talebin hangi tarihten itibaren faiz istendiğini de içermesi yerinde olur.
Hukuka aykırılık ile zarar arasındaki bağ kurulur. İptal talebi işlemin hangi unsurdan sakat olduğunu, tazminat talebi ise bu sakatlığın hangi zararı doğurduğunu göstermelidir. İki bölüm birbirinden kopuk yazıldığında, iptal kabul edilse bile tazminat nedensellik yokluğundan reddedilebilir.
Dilekçenin taşıması gereken zorunlu unsurlar ile eksiklik hâlinde verilecek kararlar ayrı bir konudur.
İdari Yargı Dava Türleri Kaçtır
Bu satırın adı iki dava anar, ancak kanun üç tür sayar. Üçüncüsü idari sözleşmelerden doğan davalardır:
“Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.”
Bu üçüncü tür, ilk ikisinden yapı olarak ayrılır. İptal ve tam yargı davalarında idare tek yanlı bir irade ile hareket etmişken, burada taraflar arasında bir sözleşme ilişkisi vardır ve uyuşmazlık bu ilişkiden doğar. Ayrıntısı için idari sözleşmeden doğan davalar yazımıza bakılabilir.
Üçüncü türün kapsam dışında bıraktığı alan da dikkat çekicidir. Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar bu kapsamın dışındadır; taraflar sözleşmede tahkim öngörmüşlerse uyuşmazlık idari yargıya gelmez. Bu istisna, Anayasa’da da karşılığını bulur.
Kanunun aynı maddesi, idari yargının denetim sınırını da çizer: yargı yetkisi idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimiyle sınırlıdır; mahkemeler yerindelik denetimi yapamaz ve idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde karar veremez. Bu sınır, üç dava türünün hepsi için geçerlidir.
Sınırın pratik anlamı, iptal davası kazanan kişinin ikinci bir sürprizle karşılaşmasıdır: mahkeme işlemi kaldırır ama yerine yenisini koymaz. İdare, mahkemenin saptadığı sakatlığı giderdiğinde aynı konuda yeni bir işlem tesis edebilir. Bunun hangi hâllerde mümkün olduğu idari işlemin iptali davası yazımızda ele alınmaktadır.
Kanunun tam metnine Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden ulaşılabilir.
İptal ve Tam Yargı Davasının Birlikte Açılması Halinde Vekalet Ücreti
İki talep aynı dilekçede ileri sürüldüğünde vekâlet ücretinin nasıl hesaplanacağı ayrı bir sorudur ve iki talebin niteliği farklı olduğu için tek bir hesaba indirgenemez.
İptal talebi bir para alacağına ilişkin değildir; bu yönden maktu vekâlet ücreti gündeme gelir. Tam yargı talebi ise belirli bir tutara yöneliktir ve nispi hesap yapılır. İki talebin farklı sonuçlanması hâlinde hesap da ikiye ayrılır: iptal talebi kabul edilip tazminat talebi reddedilirse, davacı lehine iptal yönünden, davalı idare lehine ise reddedilen tazminat yönünden vekâlet ücretine hükmedilebilir.
Bu sebeple tazminat tutarının gerçekçi belirlenmesi önem taşır. Yüksek tutulan bir talep, kısmen reddedildiğinde karşı vekâlet ücreti yüküyle geri döner.
Aynı mantık harç bakımından da geçerlidir. Tam yargı talebinin harcı istenen tutar üzerinden hesaplandığından, gerçekçi olmayan bir rakam dava açılırken de fazladan ödeme anlamına gelir. İki davanın ayrı ayrı açılması hâlinde ise harç ve vekâlet ücreti iki kez gündeme gelir; birlikte açmanın parasal kazancı da buradan doğar.
Süre Kaçırılırsa Üç Yol da Kapanır mı
Kapanmayabilir; ancak hangi yolun açık kaldığı, hangi sürenin kaçırıldığına bağlıdır.
İşleme karşı dava açma süresi kaçırılmışsa o işlemin iptali artık istenemez. İşlem kesinleşir ve hukuk âleminde varlığını sürdürür. Bu, tazminat yolunun da kapandığı anlamına gelmez: işlemin uygulanması sonucu sonradan doğan bir zarar varsa, bu zarar için ayrı bir tam yargı davası gündeme gelebilir. Belirleyici olan, zararın işlemin kendisinden mi yoksa uygulanmasından mı doğduğudur.
İptal davası açılmış ancak tam yargı davası için tanınan süre kaçırılmışsa durum daha ağırdır. Kanun bu yolu seçenlere kararın tebliğinden ya da işlemin icrasından itibaren yeni bir süre tanımıştır; bu süre de geçirilirse tazminat talebi süre yönünden reddedilir. Elde kalan, iptal kararının kendisidir.
İdari eylemden doğan zararda bir yıllık başvuru süresi kaçırılmışsa her hâlde beş yıllık süre içinde kalınıp kalınmadığına bakılır. Her iki süre de geçmişse talep düşer.
Bu tablo, üç yol arasında seçim yaparken beklemenin bedelsiz olmadığını gösterir. Hangi yolun daha uygun olduğu değerlendirilirken süre işlemeye devam eder ve bu değerlendirme çoğu zaman en kısıtlı kaynağın, yani zamanın harcanmasıyla yapılır.
Aynı Olayda Hem İşlem Hem Eylem Varsa Ne Olur
Uygulamada en karışık durum, zararın hem bir işlemden hem de bir eylemden kaynaklandığı olaylardır. İki ayrı usul rejimi aynı dosyada karşılaşır ve hangi kuralın uygulanacağı tartışma konusu olur.
Böyle bir olayda izlenecek yol, zararın hangisinden doğduğunun belirlenmesidir. İdare bir ruhsatı hukuka aykırı biçimde iptal etmiş ve ardından işyerini fiilen kapatmışsa, ortada hem bir işlem hem de bir eylem vardır. Zarar işyerinin kapatılmasından doğuyorsa eylem, ruhsatın iptalinden doğuyorsa işlem esas alınır.
Ayrımın sonucu doğrudan usule yansır. İşlem esas alınırsa idareye başvuru isteğe bağlıdır ve süre işlemin bildirim tarihinden işler. Eylem esas alınırsa başvuru zorunludur ve süre eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıldır.
Tereddüt hâlinde uygulamada tercih edilen yol, idareye başvurmaktır. Başvuru işlemden doğan zararda da geçerli bir yoldur ve dava süresini durdurur; eylemden doğan zararda ise zaten zorunludur. Başvuru yapmanın bir bedeli yokken, yapılmamasının bedeli davanın esasa girilmeden dönmesidir.
Bu değerlendirme yapılırken gözden kaçmaması gereken nokta, başvurunun süreyi durdurduğu ama sıfırlamadığıdır. Başvuru kararı ne kadar geç alınırsa, ret cevabı sonrasında kalan süre o kadar kısalır.
Sıkça Sorulan Sorular
İptal ve tam yargı davası nedir?
İptal davası hukuka aykırı idari işlemin kaldırılmasını, tam yargı davası ise idarenin işlem veya eyleminden doğan zararın giderilmesini amaçlayan idari dava türleridir.
İptal ve tam yargı davası birlikte açılabilir mi?
Açılabilir. Kanun doğrudan tam yargı davası açma, iki davayı birlikte açma ve önce iptal davası açıp sonra tam yargı davası açma seçeneklerini birlikte tanımıştır.
İptal ve tam yargı davası farkları nelerdir?
İptal davası menfaat ihlali yeterken tam yargı davasında kişisel hakkın doğrudan zedelenmesi aranır. İptal davası yalnızca işlemlere karşı açılır, tam yargı davası eylemleri de kapsar. İptalde zarar şartı yoktur, tam yargıda zorunludur.
Doğrudan doğruya tam yargı davası nedir?
İşlemin iptali istenmeden yalnızca tazminat talep edilmesidir. İşlem uygulanmış ve iptalinde artık pratik bir yarar kalmamışsa bu yol tercih edilir.
İptal davası açtım, tazminatı sonra isteyebilir miyim?
İsteyebilirsiniz. Kanun bu yolu açıkça tanır. Süre, kararın tebliğinden ya da işlemin icrasından itibaren işlemeye başlar.
Önce iptal davası açarsam tazminat süresi ne zaman başlar?
Kararın tebliği ya da işlemin icrası tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açılabilir. İşlem yargılama sırasında uygulanmışsa başlangıç icra tarihidir.
İki davayı birlikte açarsam hangi mahkemeye giderim?
İki talep tek dilekçede ileri sürüldüğünden tek bir mahkemede dava açılır. İptal talebi bakımından yetkili olan mahkeme uyuşmazlığın tamamına bakar.
İptal davası kazandım ama tazminat talebim reddedildi, neden?
İki davanın giriş eşiği farklıdır. İptal için menfaat ihlali yeterliyken tazminat için kişisel hakkın doğrudan zedelenmiş ve zararın ispatlanmış olması gerekir.
İdareye başvurmadan doğrudan dava açabilir miyim?
Zararın kaynağına bağlıdır. İdari işlemden doğan zararda başvuru isteğe bağlıdır. İdari eylemden doğan zararda ise dava açmadan önce idareye başvurmak zorunludur.
Sıfırlanmaz. Başvuru süreyi durdurur; istek reddedilir ya da otuz gün içinde cevap verilmezse süre yeniden işler ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre hesaba katılır.
İdari dava türleri kaçtır?
Kanun üç tür sayar: iptal davaları, tam yargı davaları ve idari sözleşmelerden doğan davalar. Tahkim yolu öngörülen imtiyaz sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar bu kapsamın dışındadır.
İptal ve tam yargı davası açma süresi ne kadardır?
Özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gündür. Önce iptal yolu seçilmişse tam yargı davası için kararın tebliğinden ya da işlemin icrasından itibaren yeni bir dava süresi işler.
İptal davası reddedilirse tam yargı davası açabilir miyim?
Açabilirsiniz, ancak dayanağınız zayıflar. Hukuka aykırılık saptanmamış bir işlem için tazminat istenmesi, sorumluluğun kusursuz sorumluluk temeline dayandırılmasını gerektirir.
İstinafa gidilmişse tam yargı süresi ne zaman başlar?
Kanun yollarına başvurulmuşsa süre, ilk derece kararının değil, kanun yolu üzerine verilecek kararın tebliğinden itibaren işler.
Zorunlu değilsiniz. İki talep aynı dilekçede birlikte ileri sürülebilir; bu hâlde tek dosya, tek süre ve tek yargılama söz konusu olur.
Zararım hem işlemden hem eylemden doğuyorsa hangi kurala uyacağım?
Zararın fiilen hangisinden doğduğuna bakılır. Tereddüt hâlinde idareye başvurmak güvenli yoldur: işlemden doğan zararda süreyi durdurur, eylemden doğan zararda ise zaten zorunludur.
Tam yargı talebinde tutar göstermek zorunlu mu?
Zorunludur. Kanun, tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktarın dilekçede gösterilmesini ayrıca aramaktadır. Maddi ve manevi tazminat ayrı ayrı belirtilir.
Birlikte açılan davada vekâlet ücreti nasıl hesaplanır?
İptal talebi bakımından maktu, tazminat talebi bakımından nispi hesap gündeme gelir. Taleplerin farklı sonuçlanması hâlinde vekâlet ücreti de buna göre ikiye ayrılır.
Yasal Uyarı
Bu yazıdaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlı olup hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Hangi yolun seçileceği, işlemin uygulanıp uygulanmadığına ve zararın belirlenebilir olmasına göre değişir; yanlış seçim süre kaybına yol açabilir. Mevzuat ve içtihat zaman içinde değişebilir. Kendi dosyanıza ilişkin adım atmadan önce bir avukata danışmanız yerinde olur.
İletişim
Bu yazı genel niteliktedir; somut olayın koşulları sonucu değiştirir. Dosyanıza ilişkin görüşme için iletişim bilgileri aşağıdadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Mevzuat ve içtihat değişebildiğinden, karar vermeden önce güncel durumu bir avukatla değerlendirmenizi öneririz.
Devamı
İlgili yazılar
-
Davayı Kazandım Ama Atanmadım, Mahkeme Kararıyla Eş Durumu Tayini Ne Zaman Yapılır?
Mahkeme kararıyla eş durumu tayini, iptal kararının idareye tebliğinden itibaren otuz gün içinde yapılmalıdır. İdare atamazsa izlenecek yollar ve tazminat.
İdare Hukuku -
Polisim ve Tayinim Reddedildi, Polis Eş Durumu Emsal Kararlar Ne Diyor?
Polis eş durumu emsal kararlar, erteleme ve tayin reddinin hangi gerekçeyle iptal edildiğini gösterir. Danıştay kararları, 2025 değişikliği ve mahkeme.
İdare Hukuku -
Kurumum Muvafakat Vermiyor, Eş Durumu Muvafakat Reddine Karşı Ne Yapabilirim?
Eş durumu muvafakat talebi reddedilen memur, kurumunun kararına karşı iptal davası açabilir. 657 m.74, Danıştay kararları ve kadroya geçenlerin nakil yasağı.
İdare Hukuku -
Ailem Ayrı Yaşıyor, Eş Durumu Davaları Ne Kadar Sürer?
Eş durumu davaları ne kadar sürer? İdare mahkemesi, istinaf ve temyiz aşamalarının kanuni süreleri, gerçek dosya takvimleri ve davayı uzatan hatalar.
İdare Hukuku