İçeriğe atla
Ankara Barosu · Sicil 26867 Kızılırmak Mah. 1450 Sk. No:16/5 Hayat Plaza Kat:2, Çankaya/Ankara Pazartesi – Cuma · 09:00 – 18:00
Ankara Barosu · Sicil 26867

İdare Hukuku

İdari İşlemin İptali Davası Kazanılırsa Ne Olur?

· · 18 dk okuma
İdari İşlemin İptali Davası Kazanılırsa Ne Olur?

İdari işlemin iptali davası kazanıldığında işlem, kararın verildiği gün değil, tesis edildiği gün ortadan kalkar. Bu ayrım kâğıt üzerinde kalmaz: göreve iade edilen memurun geçmiş aylıkları, iptal edilen atamanın arada doğurduğu sonuçlar ve özlük dosyasındaki kaydın akıbeti tek bir cümleye bağlıdır. Mahkeme kararı geçmişi de kapsıyorsa idare yalnızca işlemi durdurmakla yetinemez, o işlemin arada yarattığı bütün sonuçları gidermek zorunda kalır.

Çok sayıda kişi davayı kazandıktan sonra ikinci bir sürprizle karşılaşır: idare, kararın gereğini yerine getirdikten sonra aynı kişi hakkında yeniden işlem tesis eder. Bunun hangi hâllerde mümkün olduğu, hangi hâllerde kararın dolanılması sayıldığı da bu yazının konusudur. Aşağıda iptal kararının doğurduğu sonuçları, idarenin otuz günlük yükümlülüğünü ve kararın geçmişe etkisini kanun metinleri üzerinden ele alıyoruz.

Kısaca İdari İşlemin İptali Davası Kazanılırsa Ne Olur

SonuçKarşılığıDayanak
İşlem ortadan kalkarKarar geçmişe etkilidir; işlem tesis edildiği tarihten itibaren hükümsüz sayılır2577 s. Kanun m.28/1
İdare harekete geçmek zorundadırKararın icaplarına göre gecikmeksizin işlem tesis etme mecburiyeti2577 s. Kanun m.28/1
Süre sınırı otuz gündürBu süre kararın idareye tebliğinden başlar ve hiçbir şekilde aşılamaz2577 s. Kanun m.28/1
Kesinleşme beklenmezYükümlülük kararın kesinleşmesine değil tebliğine bağlanmıştır2577 s. Kanun m.28/1
Mahkeme idarenin yerine geçmezİşlemi mahkeme yapmaz, yalnızca hukuka aykırı bulup kaldırırAnayasa m.125 · 2577 s. Kanun m.2/2
İdare yeniden işlem yapabilirHukuka aykırılık giderilmişse yeni işlem tesis edilebilir2577 s. Kanun m.2/2

İdari İşlemin İptali Davası Nedir

Tanım kanunda yapılmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi idari dava türlerini sayarken iptal davasını şöyle tarif eder:

“İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları…”

Bu tek cümlede davanın üç unsuru birden vardır. Dava idari bir işleme karşı açılır; işlemin beş unsurdan en az birinde hukuka aykırılık bulunmalıdır; davayı açan kişinin menfaati ihlal edilmiş olmalıdır.

Sayılan beş unsur yetki, şekil, sebep, konu ve maksattır. Bunların her biri işlemin ayrı bir yanını denetler ve dilekçede hangisine dayanıldığı davanın seyrini değiştirir.

Yetki, işlemi yapan makamın o işlemi yapmaya kanunen ehil olup olmadığını sorgular. Disiplin cezasını vermeye yetkili amir yerine başka bir amirin ceza vermesi, atama yetkisi bakanlığa ait olan bir kadroya il müdürlüğünün atama yapması bu unsuru sakatlar. Şekil, işlemin kanunda öngörülen usule uyularak tesis edilip edilmediğine bakar; savunma alınmaması, gerekçenin hiç yazılmaması ya da zorunlu bir kurul kararının alınmaması en sık rastlanan örneklerdir.

Sebep, işlemin dayandığı maddi ve hukuki olguyla ilgilidir. İdare, gerçekte meydana gelmemiş bir olaya dayanarak işlem tesis etmişse sebep unsuru sakattır; olay gerçekleşmiş olsa bile o olay hukuken böyle bir sonucu doğurmaya elverişli değilse yine aynı sakatlık doğar. Konu, işlemin doğurduğu hukuki sonucun mevzuata uygun olup olmadığını denetler: kanunun en fazla kınama cezası öngördüğü bir fiile aylıktan kesme cezası verilmesi konu unsurunu zedeler. Maksat ise işlemin kamu yararı dışında bir amaçla yapılıp yapılmadığına bakar ve ispatı en güç unsurdur.

Bu unsurların her birinin nasıl işlediği kendi başına ayrı bir konudur ve idari işlemin unsurlarını ele alan çalışmalarda ayrıntılı biçimde incelenir. Burada önemli olan, dava dilekçesinde sakatlığın hangi unsura dayandırıldığının açıkça gösterilmesidir; çünkü iptal kararı verildikten sonra idarenin ne yapabileceğini belirleyen de tam olarak bu tercih olacaktır.

Kanun metnindeki “menfaatleri ihlâl edilenler” ifadesi de önemlidir. İptal davası herkesin açabileceği bir dava değildir; kişi ile işlem arasında ciddi ve makul bir ilişki aranır. Buna karşılık bu ilişki, tam yargı davasındaki kadar sıkı değildir. Aynı maddenin devamı tam yargı davasını “kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar” için öngörür. İptalde menfaat, tazminatta doğrudan zedelenen kişisel hak aranır; iki davanın giriş eşiği aynı değildir.

Bu eşik farkının pratik sonucu şudur: bir işlemden dolaylı biçimde etkilenen kişi iptal davası açabilirken, aynı kişinin tazminat talebi kişisel hakkının doğrudan zedelenmediği gerekçesiyle reddedilebilir. İki davanın birlikte açıldığı dosyalarda mahkemenin iptal talebini kabul edip tazminat talebini reddetmesi bu sebeple mümkündür.

Hangi İptal Davasından Söz Ediyoruz

Türk hukukunda “iptal davası” adını taşıyan birbirinden tamamen farklı üç dava vardır ve bunlar sık karıştırılır. Bir konuyu araştırırken karşılaşılan bilginin hangi gruba ait olduğu ayırt edilmezse yanlış mahkemeye, yanlış sürede başvurulur.

Hangi iptal davasıNerede açılırKonusu
İdari işlemin iptali davasıİdare mahkemesi, vergi mahkemesi veya Danıştayİdarenin tesis ettiği tekil işlem: atama, ceza, ruhsat reddi, ihale kararı
Norm denetimi iptal davasıAnayasa MahkemesiKanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin Anayasa’ya aykırılığı
Özel hukuktaki iptal davalarıAsliye hukuk, ticaret, icra hukuk mahkemesiTapu iptali, senet iptali, tasarrufun iptali, genel kurul kararının iptali

Bu yazının konusu birinci gruptur. İkinci grupta davayı ancak Anayasa’nın yetkilendirdiği kişi ve organlar açabilir; vatandaşın doğrudan Anayasa Mahkemesine iptal davası açma yolu yoktur. Bireylerin bu mahkemeye gidebildiği yol bireysel başvurudur ve norm denetiminden tamamen farklı işler. Üçüncü grup ise idare hukukuyla ilgisizdir; tapu iptali, senet iptali ya da tasarrufun iptali davaları özel hukuk usulüne tabidir, adli yargıda görülür ve süreleri de bu yazıdakilerle ilgisizdir.

Karışıklığın pratik bedeli ağırdır. Özel hukuktaki iptal davaları için geçerli olan zamanaşımı süreleriyle idari işleme karşı açılacak davanın süresi birbirine karıştırıldığında, dava süresinde açılmamış olur ve hak esastan incelenmeden kaybedilir. Aynı şekilde, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarına ilişkin kurallar idare mahkemesi kararlarına uygulandığında geçmişe etkiyle ilgili tamamen yanlış bir sonuca varılır.

Ayrımın en çarpıcı sonucu iptal kararının geçmişe etkisinde ortaya çıkar; aşağıda ayrı bir başlıkta ele alıyoruz.

İdari İşlemin İptali Şartları

Davanın esasına girilebilmesi için dört şart birlikte aranır.

Ortada bir idari işlem bulunmalıdır. İdarenin her yazısı idari işlem değildir. Bilgi veren yazılar, görüş bildirimleri ve hazırlık işlemleri tek başına dava konusu edilemez. Aranan nitelik, işlemin kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olmasıdır. Kesinlik, işlemin idare içindeki onay ve imza aşamalarının tamamlanmış olmasını; yürütülebilirlik ise işlemin muhatabının hukuki durumunda tek yanlı bir değişiklik yaratmasını anlatır. Bir başvurunun “incelenmek üzere ilgili birime gönderildiğini” bildiren yazı bu niteliği taşımaz; buna karşılık başvurunun reddedildiğini bildiren yazı taşır. Dilekçeler mahkemeye ulaştığında ilk incelemede bu nokta ayrıca denetlenir.

İşlem hukuka aykırı olmalıdır. Aykırılık yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurlarından en az birinde bulunmalıdır. Uygulamada en sık rastlanan sakatlıklar savunma alınmaması, gerekçe gösterilmemesi ve dayanak olarak gösterilen olayın gerçekte bulunmamasıdır. Dilekçede birden fazla unsura birlikte dayanılmasında hukuki bir engel yoktur; mahkeme bunlardan birini yeterli görürse diğerlerini incelemeden iptale hükmedebilir.

Davacının menfaati ihlal edilmiş olmalıdır. Menfaat ilişkisinin sınırı davanın ehliyet yönünden reddedilip reddedilmeyeceğini belirler ve kendi başına geniş bir konudur. Kişisel, güncel ve meşru bir menfaat aranması, herkesin her işleme karşı dava açmasının önüne geçer; buna karşılık bu ölçüt, işlemin muhatabı olmayan ancak işlemden fiilen etkilenen kişileri de kapsayacak biçimde uygulanır.

Dava süresinde açılmalıdır. Anayasa’nın 125. maddesi bu konuda doğrudan hüküm içerir: “İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.” Hükmün anahtar ifadesi “yazılı bildirim”dir: işlemi sözlü olarak öğrenmek, kulaktan duymak ya da başka bir yazışmadan haberdar olmak süreyi kural olarak başlatmaz. Sürenin uzunluğu, hangi hâllerde durduğu ve adli tatilin etkisi ayrı bir konudur.

Dört şarttan biri eksikse mahkeme işin esasına hiç girmez. Bu durumda verilen karar, işlemin hukuka uygun olduğu anlamına gelmez; yalnızca o dosyada esasa geçilemediğini gösterir. Eksiklik giderilebilir nitelikteyse ve süre de geçmemişse yeniden dava açma yolu kapanmış olmaz.

Bu şartlar sağlanmazsa mahkeme işin esasına girmeden karar verir. Somut örnekleri için güvenlik soruşturması iptal davası ve sınır dışı kararı iptal davası süreçlerine bakılabilir; her ikisi de bu genel çerçevenin özel alanlardaki uygulamasıdır.

İdari İşlemin İptali Davası Kime Karşı Açılır

Kural sadedir: dava, işlemi tesis eden idareye karşı açılır. Cezayı veren kurum hangisiyse davalı odur; işlemin dayandığı mevzuatı çıkaran bakanlık ya da işlemin sonucundan etkilenen başka bir kurum davalı olmaz.

Uygulamada zorluk, işlemin birden çok kurumun katkısıyla oluştuğu hâllerde çıkar. Bir kurum görüş bildirmiş, bir başkası onay vermiş, üçüncüsü işlemi imzalamış olabilir. Bu durumda muhatap, nihai işlemi tesis eden makamdır. Görüş veren ya da bilgi aktaran kurumun işleme katkısı, onu davalı hâline getirmez.

İkinci bir zorluk, kurumun tüzel kişiliğinin nerede olduğunun bilinmemesinden doğar. Bakanlığın taşra teşkilatı ayrı bir tüzel kişilik değildir; işlemi il müdürlüğü imzalamış olsa bile davalı sıfatı çoğu zaman bakanlığa aittir. Buna karşılık belediyeler, üniversiteler ve kanunla kurulmuş kurumlar kendi tüzel kişiliklerini taşır ve doğrudan davalı gösterilir.

Üçüncü bir durum, işlemin bir üst makamın onayıyla kesinleşmesidir. Onaya tabi işlemlerde dava, işlemi tesis eden makama karşı açılır; onay veren makamın ayrıca hasım gösterilmesi gerekmez.

Yanlış idareye dava açıldığında ne olacağı ise ayrı bir sorudur ve idari yargıda adli yargıdan tamamen farklı biçimde çözülür. Bu konuyu idari yargıda husumet başlığı altında ele alıyoruz.

İdare Mahkemesinin İptal Kararının Sonuçları

İptal kararı, işlemi hukuk âleminden çıkarır. Karardan sonra o işlem hiç yapılmamış gibi kabul edilir ve idare bu duruma uygun davranmak zorunda kalır. Kanun bu zorunluluğu bir mecburiyet olarak düzenlemiştir:

“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.”

Hükümde üç ayrı unsur vardır ve üçü de kişinin lehinedir.

Ölçüt “kararın icapları”dır. İdare, kararın yalnızca sonuç kısmını değil, gerekçesinin gerektirdiği bütün sonuçları yerine getirmek zorundadır. Göreve son verme işlemi iptal edilen memur bakımından bu, yalnızca göreve iade değil, arada işleyen özlük haklarının da ele alınması anlamına gelir.

Yükümlülük gecikmeksizin doğar. Otuz gün bir bekleme süresi değil, üst sınırdır. İdare işlemi yirmi gün sonra yapmışsa gecikmeyi ayrıca açıklamak durumundadır.

Yürütmenin durdurulması kararları da aynı rejime tabidir. Madde yalnızca esas hakkındaki kararları değil, yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararları da açıkça saymıştır.

Kararın doğurduğu sonuç, iptal edilen işlemin türüne göre farklı biçimler alır. Göreve son verme ya da meslekten çıkarma işlemi iptal edilmişse idare kişiyi göreve iade etmek durumundadır. Bir atama işlemi iptal edilmişse atanan kişinin o kadroyla ilişiği kalmaz ve kadro boşalmış sayılır. Ruhsat ya da izin başvurusunun reddi iptal edilmişse idare, yalnızca ret işlemini kaldırmakla yetinemez; başvuruyu kararın gerekçesi doğrultusunda yeniden değerlendirmek zorundadır. İdari para cezası iptal edilmişse tahsil edilmiş tutarın durumu gündeme gelir.

Bu örneklerde ortak olan nokta şudur: idarenin yükümlülüğü “işlemi kaldırmak” değil, “kararın icaplarını yerine getirmek”tir. İkisi arasındaki fark, kararın yalnızca hüküm fıkrasını okuyan idare ile gerekçesini de okuyan idare arasındaki farktır.

İdare bu yükümlülüğü yerine getirmezse ortaya ayrı bir hukuki durum çıkar; kararın uygulanmaması hâlinde başvurulacak yollar ayrı bir konudur. Bu aşamada uğranılan zararın giderilmesi ise iptal davasının değil, tam yargı davasının konusudur.

İptal Kararı Geriye Yürür mü

İdari yargıda verilen iptal kararı geriye yürür. İşlem, kararın verildiği tarihte değil, tesis edildiği tarihte ortadan kalkmış sayılır.

Bu sonuç, sık karşılaşılan bir bilgiyle çelişiyor görünür. Anayasa’nın 153. maddesinin ilgili fıkrası açıktır:

“İptal kararları geriye yürümez.”

Ancak bu hüküm Anayasa Mahkemesinin iptal kararları içindir. Aynı maddenin önceki fıkraları da bunu gösterir: iptal edilen kanun “iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte” yürürlükten kalkar, hatta Anayasa Mahkemesi yürürlük tarihini bir yılı geçmemek üzere ileriye atabilir. Norm denetimi rejiminin tamamı ileriye dönük kurulmuştur.

İdari yargı için böyle bir sınırlama getirilmemiştir. Tersine, idarenin “kararın icaplarına göre” davranma mecburiyeti geçmişteki sonuçların da giderilmesini gerektirir. Kanun koyucu geriye yürümeyi yasaklamak istediğinde bunu Anayasa’nın 153. maddesinde olduğu gibi açıkça yazmıştır; idari işlemin iptali bakımından böyle bir hüküm bulunmaması, kuralın tersine işlediğini gösterir.

Pratik karşılığı şudur: göreve son verme işlemi iptal edilen kişi bakımından geçen süre boşlukta kalmaz, atama işlemi iptal edilen kadro boşalmış sayılır, iptal edilen idari para cezası tahsil edilmişse iadesi gündeme gelir.

Geriye yürümenin sınırı ise fiilî durumlardır. Hukuken ortadan kalkan işlem, geçen zamanda fiilen yaşanmış olayları geri getirmez. Kapatılan bir işyerinin kapalı kaldığı süre, alınmayan bir ruhsatla yapılamayan iş ya da görevden uzak geçirilen aylar yeniden yaşanamaz. Bu noktada iptal kararı yetmez; doğan zararın karşılanması için ayrıca tazminat yoluna gidilmesi gerekir. İptal davasının geçmişe etkisi hukuki durumu onarır, maddi kaybı kendiliğinden gidermez.

Bir başka sınır üçüncü kişilerin durumudur. İptal edilen işleme dayanarak iyi niyetle hak kazanmış üçüncü kişilerin konumu, kararın geriye etkisi karşısında ayrıca değerlendirilir. Bu değerlendirme her dosyada işlemin türüne ve doğurduğu sonuca göre yapılır.

Arama sonuçlarında bu iki rejim sık sık birbirine karışır. Karşılaşılan bilginin “Anayasa Mahkemesi iptal kararı” mı yoksa “idare mahkemesi iptal kararı” mı olduğuna bakmak, doğru sonuca varmanın en kısa yoludur.

İptal Edilen İdari İşlemin Yeniden Tesisi

Davanın kazanılması, idarenin aynı konuda bir daha işlem yapamayacağı anlamına gelmez. Bunun sebebi idari yargının denetim yetkisinin sınırlı olmasıdır. Kanun bu sınırı şöyle çizer:

“İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.”

Aynı yasak Anayasa’nın 125. maddesinde de yer alır. Mahkeme, idarenin yerine geçip işlem tesis edemez; yalnızca önündeki işlemi hukuka uygunluk yönünden denetler.

Bunun doğrudan sonucu şudur: mahkeme işlemi hangi sebeple iptal ettiyse, idare o sakatlığı giderdiğinde yeni bir işlem tesis edebilir. Ayrım, kararın hangi unsurdan verildiğine bakılarak yapılır.

Şekil veya yetki sakatlığından iptal. Savunma alınmadan verilen disiplin cezası şekil yönünden iptal edilmişse idare savunmayı alıp süreci yeniden yürütebilir. Yetkisiz makamın yaptığı işlem iptal edilmişse yetkili makam aynı işlemi yapabilir. Bu hâllerde yeniden işlem tesisi kural olarak mümkündür.

Sebep veya konu sakatlığından iptal. Mahkeme dayanak gösterilen olayın gerçekte bulunmadığını ya da o olayın bu sonucu doğurmaya elverişli olmadığını saptamışsa, aynı sebebe dayanarak yeni işlem yapılması kararın dolanılması anlamına gelir. Burada idarenin elinde yeni ve farklı bir sebep bulunması gerekir.

Uygulamada bu ayrım en çok atama, güvenlik soruşturması ve disiplin dosyalarında gündeme gelir. Norm fazlası öğretmen resen atama süreçlerinde iptal kararından sonra yeni bir atama işlemi yapılması, disiplin cezasına itiraz dosyalarında usul eksikliği giderilerek sürecin yenilenmesi bu çerçevede değerlendirilir.

Kararın gerekçesini okumak bu noktada zorunludur. Hüküm fıkrası çoğu zaman yalnızca “iptaline” der; idarenin ne yapabileceğini belirleyen asıl bölüm gerekçedir.

İdari İşlemin İptali Kararı Kesinleşmeden Uygulanır mı

Uygulanır. Kanun idarenin yükümlülüğünü kararın kesinleşmesine değil, tebliğine bağlamıştır. Otuz günlük süre “kararın idareye tebliğinden başlayarak” işler.

Bu, davayı kazanan kişi bakımından önemli bir korumadır. Aksi hâlde idare her kararı kanun yoluna taşıyarak uygulamayı yıllarca erteleyebilirdi. İdarenin istinafa veya temyize başvurmuş olması, kararın gereğini yerine getirme mecburiyetini tek başına ortadan kaldırmaz.

Tersi yönde bir gelişme de mümkündür: idare kararın gereğini yerine getirdikten sonra üst yargı yeri kararı bozarsa, ortaya yeni bir hukuki durum çıkar ve idare bu kez bozma kararının icaplarına göre hareket eder. Kanun yollarının süreleri ve işleyişi ayrı bir konudur.

İdari İşlem Geri Alma ile İptal Arasındaki Fark

İki kavram sık karıştırılır, oysa kaynakları tamamen farklıdır.

İptal, mahkeme kararıyla olur. Dışarıdan bir denetim organı işlemi hukuka aykırı bulup kaldırır ve karar geçmişe etkilidir.

Geri alma, idarenin kendi işlemini kendisinin ortadan kaldırmasıdır. Mahkeme kararına gerek yoktur; idare hatasını fark ettiğinde ya da başvuru üzerine işlemi geri alabilir.

Aradaki fark pratikte üç noktada ortaya çıkar. Birincisi, geri alma için dava açmak ve süre beklemek gerekmez; idareye başvurmak yeterlidir. İkincisi, idare geri alma talebini reddederse bu ret de bir idari işlemdir ve kendisi dava konusu edilebilir. Üçüncüsü, geri alma idarenin kendi iradesiyle gerçekleştiği için kapsamını da idare belirler; mahkeme kararında ise kapsamı kararın gerekçesi çizer.

Bu yolun sınırı kazanılmış haklardır. İdare, kişi lehine sonuç doğurmuş ve hukuka uygun bir işlemi dilediği zaman geri alarak kazanılmış hakkı ortadan kaldıramaz. Hukuka aykırı işlemlerde ise durum farklıdır; idarenin kendi hatasını düzeltme yetkisi, hukuka aykırılığın sürüp gitmesini engellemek için tanınmıştır.

İki kavramın yanına bir üçüncüsü daha eklenir. Kaldırma, işlemin geçmişteki sonuçlarına dokunulmaksızın ileriye dönük olarak sona erdirilmesidir. Geri almada işlem baştan itibaren ortadan kalkarken, kaldırmada geçmiş korunur. Hangisinin söz konusu olduğu, idarenin yazısındaki ifadeden değil işlemin doğurduğu sonuçtan anlaşılır.

Dava Konusuz Kalırsa Ne Olur

Dava devam ederken idare işlemi kendiliğinden geri alabilir, işlemin dayanağı olan düzenleme yürürlükten kalkabilir ya da davacının talebi başka bir yoldan karşılanabilir. Bu hâllerde ortada iptal edilecek bir işlem kalmaz ve dava konusuz kalır.

Mahkeme bu durumda işin esasına girmez; karar verilmesine yer olmadığına hükmeder. Bu karar, işlemin hukuka uygun olduğunu göstermediği gibi hukuka aykırı olduğunu da tespit etmez. Dosya, uyuşmazlığın ortadan kalkması sebebiyle kapanır.

Konusuz kalma iki noktada önem taşır. Birincisi yargılama giderleri ve vekâlet ücretidir; davanın açılmasına kimin sebep olduğu bu kalemlerin kime yükleneceğini belirler. İkincisi ve daha önemlisi, işlemin yürürlükte kaldığı sürede doğurduğu zarardır. İşlem geri alınmış olsa bile arada geçen dönemde uğranılan zarar ortadan kalkmaz ve bu zarar için ayrıca tazminat talebinde bulunulabilir.

Bu nedenle idarenin dava sırasında işlemi geri alması, davacı bakımından her zaman tam bir sonuç anlamına gelmez. Zarar doğmuşsa iptal talebinin konusuz kalması, tazminat talebini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

İdari İşlemin İptali Davası Ne Kadar Sürer

Yargılamanın uzunluğu için kanunda sabit bir süre yoktur. Dosyanın seyri, mahkemenin iş yüküne, ara kararlara verilen cevapların hızına, bilirkişi incelemesi yapılıp yapılmadığına ve ilk incelemede eksiklik çıkıp çıkmadığına göre değişir.

Süreyi uzatan en sık sebep, dilekçe aşamasındaki eksikliklerdir. Dilekçeler mahkemeye ulaştığında görev ve yetki, idari merci tecavüzü, ehliyet, ortada kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem bulunup bulunmadığı, süre aşımı ve husumet yönlerinden sırasıyla incelenir. Bu denetimde bir eksiklik çıkarsa dosya esasa geçmeden geri döner ve kaybedilen süre çoğu zaman aylarla ölçülür.

İkinci sebep yazışmalardır. İdarenin savunma vermesi, davacının cevap vermesi ve ara kararlarla belge istenmesi dosyayı ileri taşıyan ama zaman alan aşamalardır. İstenen belgenin başka bir kurumdan getirtilmesi gerekiyorsa süre daha da uzar.

Bu nedenle dilekçenin baştan doğru kurulması, kazanılan zamanın en büyük kalemidir. Dava açılırken yapılan bir saatlik ön çalışma, ilerleyen aşamada kaybedilecek aylara karşılık gelir.

Bazı özel alanlarda kanun kısa süreler öngörür. Örneğin sınır dışı davası için kanunda özel bir karar süresi bulunmaktadır. Genel iptal davalarında ise böyle bir süre yoktur.

Kanunun tam metnine Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden ulaşılabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

İptal davası şartları nelerdir?

Dört şart birlikte aranır: ortada kesin ve yürütülmesi gereken bir idari işlem bulunması, işlemin yetki, şekil, sebep, konu veya maksat yönlerinden en az birinde hukuka aykırı olması, davacının menfaatinin ihlal edilmiş olması ve davanın süresinde açılması.

İptal davası nasıl açılır, idare mahkemesine dava nasıl açılır?

Dava, mahkeme başkanlığına hitaben yazılmış imzalı bir dilekçeyle açılır. Dilekçede tarafların bilgileri, davanın konusu ve sebepleri, dayanılan deliller ile işlemin yazılı bildirim tarihi gösterilir; dava konusu kararın örneği dilekçeye eklenir. Dilekçeler evrak bürosunca kaydedilir ve başvurana tarih ile sayıyı gösteren ücretsiz bir alındı kâğıdı verilir.

İptal davası kime karşı açılır?

İşlemi tesis eden idareye karşı açılır. Görüş bildiren ya da onay veren kurumlar değil, nihai işlemi yapan makam davalı gösterilir.

İdari işlem iptal sebepleri nelerdir?

Kanun beş sebep sayar: yetki, şekil, sebep, konu ve maksat. Bunlardan en az birinde hukuka aykırılık bulunması iptal için yeterlidir; birden fazlasına birlikte dayanılmasında engel yoktur.

Anayasa Mahkemesinin iptal kararının sonuçları nelerdir?

Anayasa Mahkemesinin iptal kararı, iptal edilen kanunu Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kaldırır ve geriye yürümez. Mahkeme, yürürlük tarihini bir yılı geçmemek üzere ileriye de atabilir. Bu rejim, idare mahkemesinin iptal kararından tamamen farklıdır.

İptal davası zamanaşımı var mı?

İdari yargıda zamanaşımı değil hak düşürücü nitelikte dava açma süresi söz konusudur. Süre, işlemin yazılı bildirim tarihinden başlar; uzunluğu ve durma hâlleri ayrı bir konudur.

İdari işlemin iptali davası hangi mahkemede açılır?

Kural olarak idare mahkemesinde açılır. Vergi, resim ve harçlara ilişkin işlemlerde vergi mahkemesi, kanunun özel olarak saydığı hâllerde ise Danıştay ilk derece mahkemesi olarak görevlidir. Görev ve yetki kuralları ayrı bir konudur.

Davayı kazandım, idare kararı uygulamıyor, ne yapabilirim?

İdarenin kararın gereğini yerine getirmesi kanuni bir mecburiyettir ve otuz günü geçemez. Bu süre aşıldığında ayrı hukuki yollar gündeme gelir; uğranılan zarar için tam yargı davası açılabilir.

İptal kararı sonrası idare aynı işlemi tekrar yapabilir mi?

Kararın hangi sebeple verildiğine bağlıdır. Şekil ya da yetki sakatlığı giderilerek yeni işlem tesis edilebilir. Mahkeme işlemin dayandığı sebebin gerçekte bulunmadığını saptamışsa, aynı sebebe dayanan yeni işlem kararın dolanılması sayılır.

Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile idare mahkemesinin iptal kararı aynı mıdır?

Aynı değildir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı geriye yürümez ve kanunu Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kaldırır. İdare mahkemesinin iptal kararı ise işlemi tesis edildiği tarihten itibaren ortadan kaldırır.

Vatandaş Anayasa Mahkemesine iptal davası açabilir mi?

Açamaz. Norm denetimi yoluyla iptal davası açma yetkisi Anayasa’da sayılan kişi ve organlara aittir. Bireylerin Anayasa Mahkemesine başvuru yolu bireysel başvurudur ve iptal davasından farklıdır.

İdarenin her yazısına karşı dava açılabilir mi?

Açılamaz. Dava konusu edilebilmesi için işlemin kesin ve yürütülmesi gereken nitelikte olması aranır. Bilgi veren yazılar, görüş bildirimleri ve hazırlık işlemleri tek başına dava konusu olmaz.

İptal davası ile tam yargı davası arasındaki fark nedir?

İptal davası işlemin hukuk âleminden kaldırılmasını, tam yargı davası uğranılan zararın giderilmesini amaçlar. İptalde menfaat ihlali yeterliyken, tam yargıda kişisel hakkın doğrudan zedelenmiş olması aranır.

Her iki davayı birlikte açmak mümkün müdür?

Mümkündür. Kanun, doğrudan tam yargı davası açma, iki davayı birlikte açma ve önce iptal davası açıp sonrasında tam yargı davası açma seçeneklerini birlikte tanımıştır.

İptal kararı verilince tahsil edilmiş para geri alınır mı?

Kararın geçmişe etkili olması, işlemin doğurduğu sonuçların giderilmesini gerektirir. Tahsil edilmiş bir idari para cezasının iadesi bu kapsamda değerlendirilir; iade gerçekleşmezse tam yargı davası gündeme gelir.

Yapamaz. İdari yargı yetkisi hukuka uygunluk denetimiyle sınırlıdır. Mahkeme yerindelik denetimi yapamaz, idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde karar veremez ve işlem niteliğinde hüküm kuramaz.

İdare işlemi kendisi geri alırsa dava ne olur?

İşlem ortadan kalktığı için dava konusuz kalabilir. Bu durumda mahkeme esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmeder. Ancak işlemin arada doğurduğu zarar varsa tazminat talebi ayrıca değerlendirilir.

Kendiliğinden durmaz. İdarenin yükümlülüğü kararın kesinleşmesine değil tebliğine bağlanmıştır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, kararın gereğinin yerine getirilmesi mecburiyetini tek başına ortadan kaldırmaz.

Yasal Uyarı

Bu yazıdaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlı olup hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. İptal kararının doğurduğu sonuçlar işlemin türüne, kararın gerekçesine ve somut dosyanın özelliklerine göre değişir. Mevzuat ve içtihat zaman içinde değişebilir. Kendi dosyanıza ilişkin adım atmadan önce bir avukata danışmanız yerinde olur.

İletişim

Bu yazı genel niteliktedir; somut olayın koşulları sonucu değiştirir. Dosyanıza ilişkin görüşme için iletişim bilgileri aşağıdadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Mevzuat ve içtihat değişebildiğinden, karar vermeden önce güncel durumu bir avukatla değerlendirmenizi öneririz.

Devamı

İlgili yazılar