İçeriğe atla
Ankara Barosu · Sicil 26867 Kızılırmak Mah. 1450 Sk. No:16/5 Hayat Plaza Kat:2, Çankaya/Ankara Pazartesi – Cuma · 09:00 – 18:00
Ankara Barosu · Sicil 26867

İdare Hukuku

Kanalda Boğulan Çocuk İçin Aile Kimden ve Hangi Mahkemede Tazminat İster

· · 19 dk okuma
Kanalda Boğulan Çocuk İçin Aile Kimden ve Hangi Mahkemede Tazminat İster
İçindekiler · 14 bölüm

Kanalda boğulan çocuk için tazminat davasının asliye hukuk mahkemesinde, kanalın yanındaki tarlanın sahibine ya da sulama birliğinin başkanına karşı açılabileceği sıkça düşünülür. Yargıtay’ın ve Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kararları bu iki yolu da kapatmıştır: dava, kanalı fiilen işleten kamu kurumuna karşı ve kural olarak idare mahkemesinde açılır. Yanlış kişiye ya da yanlış mahkemeye açılan dava yıllar sonra usulden reddedilebilir; bu da acının üstüne bir de zaman kaybı ekler.

Sulama kanalları çoğunlukla Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) tarafından yapılır, ancak birçoğunun işletmesi ve bakımı sonradan sulama birliklerine devredilmiştir. Bu yüzden ilk iş, çocuğun düştüğü kanalın kimin sorumluluğunda olduğunu belirlemektir. Tazminatın kalemleri, idareye yapılacak ön başvurunun süresi, idarenin “her yeri çitle çevremeyiz” savunması ve ailenin gözetim eksikliği iddiası da bu yazının konusudur.

Bir Bakışta: Kanalda Boğulan Çocuk İçin Tazminat

  • Davalı, kanalı işleten kurumdur. Kanal DSİ tarafından işletiliyorsa DSİ Genel Müdürlüğü, işletmesi devredilmişse ilgili sulama birliği davalı olur. Yerleşim alanı sonradan kanala dayanmışsa belediye de sorumlular arasına girebilir.
  • Birlik başkanına ya da memura şahsen dava açılmaz. Yargıtay, bu tür davaları husumet yokluğundan reddettirmiştir; dava kuruma karşı açılır.
  • Görevli mahkeme idare mahkemesidir. Uyuşmazlık Mahkemesi, sulama birliğinin kanalından doğan zararda idari yargıyı görevli saymıştır.
  • Dava açmadan önce idareye başvuru zorunludur. Ölümün öğrenilmesinden itibaren bir yıl, her hâlde olaydan itibaren beş yıl içinde idareye yazılı başvuru yapılır.
  • İstenebilecek kalemler: cenaze giderleri, destekten yoksun kalma tazminatı ve anne, baba ile kardeşler için manevi tazminat.
  • Ailenin gözetim eksikliği tazminatı ortadan kaldırmaz, ancak indirim sebebi olabilir.
  • Deliller hızla kaybolur. Olay yerinin durumu, korkuluk ve uyarı levhası eksikliği için delil tespiti istenebilir.

Kanal Kimin Sorumluluğunda, Tazminat O Kurumdan İstenir

Sulama kanalının yapımı ile işletilmesi aynı kurumun elinde olmayabilir. Hukuken belirleyici olan, kanalı kimin yaptığı değil, olay tarihinde işletme, bakım ve onarım sorumluluğunun kimde bulunduğudur.

DSİ, 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 120. maddesine göre Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı, kamu tüzel kişiliğini haiz, özel bütçeli bir genel müdürlüktür. Aynı Kararnamenin 121. maddesi, DSİ’nin görevleri arasında sulama tesislerini kurmayı ve bu tesislerin “çalıştırma, bakım ve onarım dâhil işletmelerini yürütmek” görevini sayar. Kendi tüzel kişiliği bulunduğu için davalı Tarım ve Orman Bakanlığı değil, DSİ Genel Müdürlüğüdür.

6172 sayılı Sulama Birlikleri Kanunu ise bu işletme sorumluluğunun birliklere devrini düzenler. Kanunun 2. maddesi devri, DSİ’nin inşa ettiği sulama tesislerinin “işletme, bakım, onarım ve yönetim sorumluluğunun” sözleşmeyle birliğe devredilmesi olarak tanımlar. 3. maddesi de birliğin devraldığı tesislerin bu sorumluluğunu çerçeve ana statü ve devir sözleşmesine göre yürüteceğini söyler. Devredilen bir kanalda boğulma olmuşsa davalı, kural olarak o kanalı işleten sulama birliğidir.

Aynı Kanun bir ara durumu da tanımlar: ortak tesis. Birliğin devraldığı sulama sistemine hizmet eden ancak devir kapsamı dışında kalan ve DSİ tarafından işletilmeye devam edilen tesisler bu kapsamdadır. Ana iletim kanalında meydana gelen bir olayda davalı, bölgede birlik bulunsa bile DSİ olabilir.

Sulama Birliği Davaları Kime Karşı Açılır

Sulama birliği davaları, birliğin kendi tüzel kişiliğine karşı açılır. 6172 sayılı Kanunun 1. maddesinin ikinci fıkrası sulama birliklerinin kamu tüzel kişiliğine sahip olduğunu açıkça yazar. Birlik, işlettiği kanalın güvenlik önlemlerinden de sorumludur. DSİ Su Yapıları Koruyucu Güvenlik Tedbirleri Yönetmeliği’nin 10. maddesi bu ayrımı açıkça yapar: DSİ tarafından işletilen tesislerde koruyucu güvenlik tedbirlerinin bakım, onarım ve kontrolü DSİ bölge müdürlüklerine, işletmesi devredilen tesislerde ise işletenlere aittir. Aynı maddeye göre ilk tasarım ve inşaat aşamasında alınacak tedbirler DSİ bölge müdürlüklerince belirlenir ve uygulanır.

Yönetmeliğin kapsamı da bu iki durumu birlikte içerir. 2. maddeye göre Yönetmelik hem DSİ tarafından işletilen su yapılarına hem de mülkiyeti DSİ’ye ait olmakla birlikte devir sözleşmesiyle işletme ve bakım sorumluluğu devredilen su yapılarına uygulanır. Sulama birliğine devredilmiş bir kanal, güvenlik tedbirleri bakımından Yönetmeliğin dışında kalmaz.

Bu ayrım davada önem taşır. Kanalın yapısal bir eksikliği, örneğin projede hiç korkuluk öngörülmemesi, DSİ’yi de sorumluluğa dahil edebilir. Var olan bir çitin yıkık bırakılması ya da uyarı levhasının yenilenmemesi ise işletenin bakım kusurudur. Hangisinin söz konusu olduğu çoğu zaman dava açılırken bilinemediği için, uygulamada DSİ ile birliğin birlikte davalı gösterildiği görülür. Uyuşmazlık Mahkemesi’nin aşağıda anılan kararındaki dava da Polat Sulama Birliği ve DSİ Genel Müdürlüğüne birlikte yöneltilmişti.

Kanal Yerleşim Yerinin İçinde Kaldıysa Belediyenin Payı

Birçok kanal yapıldığında köy ya da kasaba dışında kalıyordu; yerleşim zamanla kanala dayandı. Yönetmelik bu durumu ayrıca düzenler. 11. maddenin altıncı fıkrasına göre yerel yönetimler, su yapılarının inşa edildiği dönemde meskûn mahal olmayan ancak daha sonra meskûn mahal sınırlarında kalan yerlerde gerekli koruyucu güvenlik tedbirlerini, DSİ bölge müdürlüklerinin görüşleri doğrultusunda alır. Yönetmelik meskûn mahali, yerleşim alanının bitiminden itibaren beş yüz metre mesafeyi de kapsayacak şekilde tanımlar.

Yerleşim yerinin içinden geçen bir kanalda boğulan çocuk için belediye de sorumlular arasında yer alabilir. Aynı Yönetmeliğin 8. maddesi yerel yönetimlerin, meskûn mahalde kalan ve su yapılarıyla etkileşim içinde bulunan yapılara ruhsat vermeden önce DSİ bölge müdürlüğünün görüşünü almasını da öngörür.

DSİ Genel Müdürlüğüne Karşı Dava Nasıl Kurulur

DSİ’ye karşı açılacak tazminat davasında davalı “DSİ Genel Müdürlüğü” olarak gösterilir; bölge müdürlüğünün ayrı bir tüzel kişiliği yoktur. Dava dilekçesinde olayın yeri, kanalın adı ya da kilometresi, olay tarihi ve kanalın hangi bölümünde güvenlik önleminin bulunmadığı somut olarak yazılmalıdır.

Kanal, işletmesi devredilmiş bir tesisse DSİ çoğu zaman sorumluluğun birliğe ait olduğunu savunur. Bu savunmanın doğru olup olmadığı devir sözleşmesinden anlaşılır. Devir sözleşmesi ve birliğin görev alanını gösteren belgeler idareden istenebilir; mahkeme de bu belgeleri kendiliğinden getirtebilir. DSİ’nin ve birliğin birlikte davalı gösterilmesi, yanlış davalı riskini azaltır.

DSİ’ye karşı açılabilecek her dava bu yazının konusu değildir. Kamulaştırma bedeli, arazi değer kaybı ya da su kullanım ücreti uyuşmazlıkları farklı kurallara tabidir. Buradaki dava, kanalın işletilmesinden doğan ve bir çocuğun ölümüyle sonuçlanan zararın tazminidir.

Birlik Başkanına ya da Memura Şahsen Dava Açılamaz

Kanalda çocuğunu kaybeden ailelerin bir kısmı, önlem almayan kişi olarak sulama birliği başkanını ya da kanal bekçisini doğrudan davalı gösterir. Yargıtay bu yolu kapatmıştır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin E.2012/4044, K.2013/2711 (18.02.2013) ve E.2013/10937, K.2013/14198 (12.09.2013) sayılı kararlarında olay aynıydı: küçük yaştaki bir çocuk sulama kanalına düşüp boğulmuş, aile, kanal çevresinde koruyucu önlem almadığını ileri sürdüğü sulama birliği başkanına karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştı. Başkan aynı zamanda kanalın yanından geçtiği tarlanın sahibiydi. İlk derece mahkemesi bilirkişi raporuna dayanarak başkanı 2/8 oranında kusurlu bulmuş ve tazminata hükmetmişti.

Daire kararı bozdu. Gerekçeye göre sulama birliği kamu kurumu niteliğindedir, başkanı da kamu görevlisidir. Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrası ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13. maddesi gereğince, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları ancak idare aleyhine açılabilir; idare, ödediği tazminatı sonradan görevliye rücu edebilir. Daire, kamu görevlisi hakkında adli yargıda açılan davada “kast ve kusur aranmaksızın husumet nedeniyle davanın reddine” karar verilmesi gerektiğini belirtti.

Kararlardan birinde bir üyenin karşı oyu vardı: davacılar görevlinin salt kişisel kusuruna dayanıyorsa, önce bu iddianın incelenmesi gerektiğini savundu. Bu görüş azınlıkta kaldı. Aile için uygulamadaki sonuç şudur: kanalın bakım ve güvenliği birliğin kamusal görevi olduğu sürece davalı, başkan ya da bekçi değil, kurumun kendisidir.

Kanal Kazasında Dava Hangi Mahkemede Açılır

Burada dikkat edilmesi gereken bir gerilim vardır. 6172 sayılı Kanunun 1. maddesinin ikinci fıkrası, sulama birliklerinin kamu tüzel kişiliğine sahip olduğunu söyledikten sonra şunu ekler: “bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde özel hukuk hükümlerine tabidir.” Bu cümleden hareketle birliğe karşı tazminat davasının asliye hukuk mahkemesinde açılacağını düşünenler vardır.

Uyuşmazlık Mahkemesi bu görüşü kabul etmedi. Uyuşmazlık Mahkemesi’nin E.2021/298, K.2021/371 sayılı ve 07.06.2021 tarihli kararı tam da bu tartışmayı çözdü. Olayda bir sulama birliğinin bakımsız kanalı patlamış, komşu tarladaki ürün zarar görmüştü. Dava önce asliye hukuk mahkemesinde açıldı; mahkeme yargı yolu caiz olmadığı için davayı usulden reddetti. Aile bu kez idare mahkemesine gitti. Bölge idare mahkemesi ise 6172 sayılı Kanundaki özel hukuk ibaresine dayanarak adli yargının görevli olduğunu düşündü ve dosyayı Uyuşmazlık Mahkemesine gönderdi.

Uyuşmazlık Mahkemesi oybirliğiyle idari yargıyı görevli saydı. Gerekçeye göre sulama birliği kanunla kurulmuş bir kamu tüzel kişisidir. İdarenin plan ve projesine göre meydana getirdiği “yol, kanal, baraj, suyolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların” tazmini, idari yargının görev alanındadır. Kararın gerekçesi yalnızca arazi zararıyla sınırlı değildir; kanalın işletilmesindeki kusurdan doğan her zarar için aynı mantık geçerlidir.

Yargıtay’ın kararları da aynı yöndedir. 4. Hukuk Dairesi’nin E.2015/15948, K.2016/6570 (12.05.2016) sayılı kararı, 6172 sayılı Kanunun birliklere kamu tüzel kişiliği tanıyan hükmünü anarak sulama birliğinin hizmet kusurundan doğan zararlarda idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerektiğini belirtmiştir. Aynı Dairenin E.2015/5788, K.2016/4324 (31.03.2016) sayılı kararı da birliğin bakımını yapmadığı kanalın taşması üzerine açılan davada görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini söylemiştir.

Yanlış Mahkemeye Açılan Dava Ne Olur

Görev kamu düzenine ilişkindir; taraflar ileri sürmese bile mahkeme kendiliğinden inceler. Asliye hukuk mahkemesine açılan dava, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 ve 115. maddeleri uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddedilir.

Bu durumda aile için önemli bir kolaylık vardır. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinin ikinci fıkrasına göre, görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi hâlinde, sonradan idare mahkemesine açılacak davada idareye ön başvuru şartı aranmaz. Yine de süreler tamamen ortadan kalkmaz; görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra idare mahkemesine vakit kaybetmeden başvurulmalıdır.

Hangi Yerdeki İdare Mahkemesi Yetkilidir

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 36. maddesine göre zarar bayındırlık ve ulaştırma gibi bir hizmetten ya da idarenin bir eyleminden doğmuşsa, yetkili mahkeme hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yerdeki idare mahkemesidir. Kanalda meydana gelen boğulmada bu, kanalın bulunduğu yerdir. Genel Müdürlüğün Ankara’da olması, davanın Ankara’da açılmasını gerektirmez.

İdareye Başvuru ve Dava Açma Süresi

İdari eylemden doğan zararda dava doğrudan açılamaz. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinin birinci fıkrasına göre, idari eylemlerden hakları ihlal edilenler, eylemi öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemek zorundadır.

AşamaSüreDayanak
İdareye başvuruÖğrenmeden itibaren 1 yıl, her hâlde olaydan itibaren 5 yılİYUK m.13/1
İdarenin cevap süresi30 gün; cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılırİYUK m.13/1
Dava açmaRet cevabının tebliğinden ya da 30 günün dolmasından itibaren 60 günİYUK m.7/1 ve m.13/1
Adli yargıdan görevsizlik sonrasıÖn başvuru aranmazİYUK m.13/2

Kanalda boğulan çocuk olaylarında öğrenme tarihi genellikle ölüm günüdür. Aile, kanalın hangi kuruma ait olduğunu ancak sonradan öğrenmiş olsa bile, bir yıllık sürenin bu nedenle uzayacağına güvenmemek gerekir. Başvuru dilekçesinde istenen tazminat kalemleri ve olayın özeti yer almalıdır. Tutarın bu aşamada kesin olarak belirlenmesi zorunlu değildir, ancak her kalemin açıkça sayılması sonradan doğabilecek tartışmaları önler.

Başvuru Dilekçesinde Neler Yer Almalı

İdareye yapılacak başvuru, sonradan açılacak davanın çerçevesini çizer. Dilekçede şu bilgilerin bulunması yararlıdır:

  • Başvurunun yöneltildiği kurum: DSİ Genel Müdürlüğü, ilgili sulama birliği ya da her ikisi
  • Ölen çocuğun kimlik bilgileri, olay tarihi ve olay yerinin açık tarifi
  • Kanalın hangi kesiminde hangi güvenlik önleminin bulunmadığı
  • İstenen kalemlerin ayrı ayrı sayılması: cenaze gideri, destekten yoksun kalma tazminatı ve her aile üyesi için manevi tazminat
  • Talep sahiplerinin her birinin adı ve ölen çocukla yakınlık derecesi
  • Varsa savcılık soruşturma numarası ve olay yeri tutanağı

Dilekçenin idareye teslim edildiğini gösteren evrak kaydı ya da iadeli taahhütlü gönderi belgesi saklanmalıdır. Otuz günlük cevap süresi ve ardından gelen altmış günlük dava süresi bu tarihten hesaplanır.

İdari yargıda Türk Borçlar Kanunu’nun iki ve on yıllık zamanaşımı süreleri değil, yukarıdaki başvuru ve dava süreleri esas alınır. Süreler kaçırılırsa hak kaybı doğar ve bu kayıp sonradan telafi edilemez. Genel çerçeve için tam yargı davası ve idari yargıda tazminat davaları yazımıza bakabilirsiniz.

Kanalda Boğulan Çocuk İçin Hangi Tazminatlar İstenir

Tazminatın kalemleri idare mahkemesinde de Türk Borçlar Kanunu’na göre belirlenir. Kanunun 55. maddesinin ikinci fıkrası bunu açıkça yazar: Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı ölüme bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır.

Ölüm hâlindeki kalemler Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinde sayılmıştır: cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar. Manevi tazminat ise 56. maddeye dayanır; ölüm hâlinde ölenin yakınlarına uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verilebilir.

KalemKim isterDayanak
Cenaze ve defin giderleriMasrafı yapan aile üyesiTBK m.53/1
Hastanede geçen süre varsa tedavi giderleriMasrafı karşılayanTBK m.53/2
Destekten yoksun kalma tazminatıAnne ve baba, somut olaya göreTBK m.53/3
Manevi tazminatAnne, baba, kardeşler ve yakınlarTBK m.56/2

Çocuğun Ölümünde Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

Destekten yoksun kalma tazminatı, ölen kişinin yaşasaydı sağlayacağı maddi desteğin karşılığıdır. Ölen bir çocuk olduğunda bu desteğin henüz başlamadığı açıktır. Ancak tazminat yalnızca geçmişte verilen desteği değil, olayların olağan akışına göre gelecekte verilecek desteği de kapsar. Yargıtay uygulamasında, ölen çocuğun ileride çalışma çağına geldiğinde anne ve babasına destek olma ihtimali gözetilerek destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanabilmektedir.

Hesap, ailenin sosyal ve ekonomik durumu, çocuğun yaşı ve ailenin yaşadığı yörenin koşulları dikkate alınarak aktüerya bilirkişisi tarafından yapılır. Anne ve babanın gelecekte gerçekten desteğe muhtaç olup olmayacağı da tartışılır. Bu nedenle tutarın dava açılırken kesin olarak bilinmesi mümkün değildir. Kimlerin bu tazminatı isteyebileceğini destekten yoksun kalma tazminatını kimler talep edebilir yazımızda ayrıntılı olarak anlattık.

Destekten yoksun kalma tazminatı bir miras alacağı değildir; terekeye girmez ve mirasçılık belgesine göre paylaştırılmaz. Her hak sahibi kendi zararını ister.

Manevi Tazminat ve 2026 Faiz Kuralı

Manevi tazminat, ailenin yaşadığı acının karşılığıdır ve maddi destek kaybından ayrıdır. Anne ve baba dışında, çocukla birlikte büyüyen kardeşler de manevi tazminat isteyebilir. Miktarın belirlenmesinde olayın ağırlığı, idarenin kusurunun derecesi ve ailenin durumu dikkate alınır. Genel ilkeler için manevi tazminat davası yazımıza bakabilirsiniz.

Faiz bakımından 2026’da önemli bir değişiklik yapılmıştır. 16 Temmuz 2026 tarihli 7589 sayılı Kanunla Borçlar Kanunu’nun 55. maddesine eklenen fıkraya göre, ölenin desteğinden yoksun kalanların kayıplarında kazancın bilindiği döneme ilişkin tazminata olay tarihinden, bilinemediği döneme ilişkin tazminata ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işler. Ölen bir çocuğun gelecekteki desteği büyük ölçüde bilinemeyen döneme ilişkin olduğundan, bu kural hesaplanan tutarın faizini doğrudan etkiler.

Aileye yapılan ve rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacı taşımayan ödemeler, aynı maddenin birinci fıkrası gereğince tazminattan indirilemez.

İdare Kanalın Her Yerini Çitle Çeviremeyeceğini Savunursa

Kanalda boğulan çocuk davalarında idarenin en sık başvurduğu savunma, bütün kanal boyunca çit çekmenin mümkün olmadığıdır. Bu savunmanın mevzuatta bir karşılığı vardır, ancak sınırı da yine aynı mevzuatta çizilmiştir.

Önce idarenin hangi ölçüyle sorumlu tutulduğunu hatırlamak gerekir. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasına göre idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. İdarenin sorumluluğunda aranan kusur, belirli bir görevlinin kişisel kusuru değil, hizmet kusurudur: hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi ya da kötü işlemesi. Kanalın tehlikeli bir kesiminde uyarı levhası bulunmaması, yıkılan çitin aylarca onarılmaması ya da su verilmeden önce çevre sakinlerinin uyarılmaması bu tanıma girer. Hangi görevlinin ihmal ettiğinin belirlenememesi sonucu değiştirmez.

DSİ Su Yapıları Koruyucu Güvenlik Tedbirleri Yönetmeliği 7 Kasım 2019 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Yönetmeliğin 5. maddesinin üçüncü fıkrası, canlıların suya erişim hakkı, ekonomik maliyet ve taşkın riski gerekçesiyle su yapılarının çevresinin tamamının tel çit, bariyer ve korkulukla çevrilemeyeceğini söyler. İdare bu hükme dayanarak kusursuz olduğunu savunabilir.

Aynı Yönetmelik idareye bir dizi somut yükümlülük de yükler:

YükümlülükYönetmelik hükmü
Risklerin yapının meskûn mahal, yol, köprü ve menfeze uzaklığı dikkate alınarak belirlenmesim.8/1-a
Riskli yerlere uyarı levhası, gerektiğinde bariyer, tel örgü veya çit konulmasım.8/1-b
Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarının ilk haftasında ve kanala su verilmeden önce çevre sakinlerinin uyarılmasım.7/3
Tedbirlerin her yıl Mart, Temmuz ve Ekim aylarında olmak üzere üç kez kontrol edilmesim.9/1
Kontrol sonuçlarının tutanakla raporlanması, bakım ve onarım eksikliklerinin işletence giderilmesim.9/2
Yaşanan kaza ve kayıpların kaydedilip raporlanmasım.10/5

Bu tablo davada iki işe yarar. Birincisi, “her yeri çevremeyiz” savunması riskli yerlerdeki yükümlülüğü ortadan kaldırmaz. Çocuğun düştüğü yer bir köprü başı, okul yolu, köy çıkışı ya da daha önce boğulma yaşanmış bir noktaysa, burada önlem alınmamış olması hizmet kusurunun güçlü bir göstergesidir. İkincisi, Yönetmelik idareye kayıt tutma yükümlülüğü getirdiği için dava sırasında o kanal kesimine ait risk değerlendirmesi, kontrol tutanakları ve önceki kaza kayıtları idareden istenebilir.

Kanala su verilme dönemi de önemlidir. Çocuk boğulmaları çoğunlukla yaz aylarında, kanal suyla doluyken yaşanır. Yönetmelik uyarı yükümlülüğünü tam da bu döneme bağlamıştır; uyarının yapılmadığı bir sulama sezonunda meydana gelen ölüm, idarenin sorumluluğunu güçlendirir.

Ailenin Gözetim Eksikliği Tazminatı Azaltır mı

İdarenin ikinci savunması genellikle çocuğun anne ve babasının gözetim yükümlülüğünü yerine getirmediğidir. Yönetmeliğin 12. maddesinin ikinci fıkrası da gerçek kişilerin kendileri ile gözetim ve denetimleri altında bulunan kişilerin tehlike ve kazaya maruz kalmamaları için gereken dikkat ve özeni göstermekle yükümlü olduğunu söyler.

Bu savunma tazminat hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesine göre zarar gören, zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuşsa hâkim tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Tazminatın tamamen kaldırılması, zarar görenin kusurunun idarenin kusurunu tümüyle geride bıraktığı istisnai hâllere özgüdür. Kanal kenarında hiçbir önlem bulunmadığı, yerleşim yerine yakın bir noktada çocuğun kanala düştüğü bir olayda ailenin kusuru çoğu zaman yalnızca bir indirim sebebi olarak tartışılır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin E.2022/5451, K.2025/864 (16.01.2025) sayılı kararı iki noktayı netleştirir. Birincisi, müterafik kusura ilişkin savunma bir def’i değildir; ileri sürülmese bile mahkeme kendiliğinden dikkate alır. İkincisi, zarar görenin zararı artıran bir eylemi ya da ihmali ortaya konulmadan tazminattan indirim yapılamaz. O davada bilirkişinin önerdiği yüzde yirmilik indirim, somut bir ihmal gösterilemediği için bozulmuştur. Karar bir yangın olayına ilişkindir ama ölçütü geneldir: indirim, somut bir ihmale dayanmalıdır.

Çocuğun yaşı, olay yerinin evden uzaklığı, kanalın yerleşim yerinden görünüp görünmediği ve daha önce bu noktada uyarı yapılıp yapılmadığı, kusur paylaştırmasında belirleyici olur. Bu değerlendirmeyi bilirkişi raporu yapar, ancak rapor mahkemeyi bağlamaz; aile raporun gerekçesine itiraz edebilir.

Kanal Kazasının Delilleri Nasıl Toplanır

Kanal kenarındaki koşullar hızla değişir. Olaydan birkaç gün sonra idare korkuluk yapabilir, levha asabilir ya da kanalın suyunu kesebilir. Bu değişiklik, olay anındaki durumun ispatını zorlaştırır.

Delil tespiti bu yüzden önemlidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 400. ve devamı maddeleri, henüz dava açılmamışken de delil tespiti istenmesine imkân tanır. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi, delillerin tespiti konusunda Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na yollama yaptığı için idare mahkemesinde görülecek dava bakımından da sulh hukuk mahkemesinden tespit istenebilir. Uyuşmazlık Mahkemesi’nin yukarıda anılan kararındaki davacı da zararı önce sulh hukuk mahkemesinde yaptırdığı tespitle belgelemişti.

Toplanması gereken başlıca deliller şunlardır:

  • Kolluğun olay yeri inceleme tutanağı, fotoğrafları ve krokisi
  • Otopsi raporu ve ölüm belgesi
  • Olay yerinin korkuluk, çit ve uyarı levhası bakımından durumunu gösteren fotoğraf ve videolar
  • Kanalın derinliği, akış hızı ve kenar yapısı hakkında keşif ve bilirkişi incelemesi
  • İdareden istenecek devir sözleşmesi, risk değerlendirmesi, Mart-Temmuz-Ekim kontrol tutanakları ve önceki kaza kayıtları
  • Aynı noktada daha önce yaşanmış boğulmalara dair haber ve resmî kayıtlar
  • Kanalın yerleşim yerine uzaklığını gösteren harita ya da imar belgeleri

Delil toplamanın genel yöntemleri benzer olaylarda da aynıdır; rögar kazası nasıl ispatlanır yazımızda tutanak, keşif ve kamera kaydının kullanımını ayrıntılı olarak ele aldık.

Ceza Soruşturması Tazminat Davasını Engeller mi

Kanalda boğulan çocuk olaylarında savcılık çoğu zaman taksirle öldürme suçundan soruşturma başlatır ve birlik ya da DSİ görevlilerinin kusuru araştırılır. Ceza dosyasının sonucu, idare mahkemesindeki tazminat davasını bağlamaz.

Savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi ya da görevlilerin beraat etmesi, idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı anlamına gelmez. Ceza hukukunda kişisel kusur aranır; idarenin sorumluluğunda ise hizmetin kötü, geç ya da hiç işlememesi yeterlidir. Kusurun hangi görevliye ait olduğunun belirlenememesi, hizmet kusurunu ortadan kaldırmaz.

Ceza dosyasındaki bilirkişi raporları, tanık beyanları ve olay yeri tespitleri tazminat davasında delil olarak kullanılabilir. Tazminat davasını ceza dosyasının sonuçlanmasına kadar bekletmek zorunlu değildir; beklenirken idareye başvuru süresinin dolmasına izin verilmemelidir.

Bu Kurallar Yürürken ya da Oynarken Düşen Çocuklar İçindir

Bu yazıdaki kurallar, çocuğun yürüyerek ya da oynarken kanala düştüğü olaylar içindir. Bir aracın yol kenarındaki kanala düşmesi hâlinde, olay karayolunda gerçekleşmişse Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesi devreye girer ve yargı yolu değişebilir. Bu ayrımı su kanalına düşen araç için tazminat kimden istenir yazımızda ayrıca inceledik. Rögar ve mazgal gibi yol üzerindeki açıklıklarda ise sorumluluğun kime ait olduğunu rögar kapağı kazasında davalı kimdir yazımızda anlattık.

Sıkça Sorulan Sorular

Kanalda boğulan çocuk için hangi kuruma dava açılır?

Kanalı olay tarihinde fiilen işleten kuruma açılır. Kanal DSİ tarafından işletiliyorsa DSİ Genel Müdürlüğü, işletmesi sulama birliğine devredilmişse birlik davalıdır. Hangisinin sorumlu olduğu bilinmiyorsa ikisinin birlikte davalı gösterilmesi uygulamada sık başvurulan bir yoldur.

Sulama birliği davaları hangi mahkemede görülür?

Kanalın işletilmesinden doğan tazminat davaları idare mahkemesinde görülür. Uyuşmazlık Mahkemesi E.2021/298, K.2021/371 sayılı kararıyla, sulama birliğinin özel hukuka tabi olduğunu söyleyen 6172 sayılı Kanun hükmüne rağmen idari yargıyı görevli saymıştır.

Birlik başkanına karşı dava açabilir miyim?

Hayır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, birlik başkanına şahsen açılan davaların husumet yokluğundan reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir. Dava kuruma karşı açılır, kurum ödediği tazminatı sonradan görevliye rücu edebilir.

Kanalın yanındaki tarlanın sahibi sorumlu tutulabilir mi?

Kanalın işletilmesi ve güvenliği tarla sahibinin görevi değildir. Tarla sahibinin sorumluluğu ancak kanala zarar veren ya da tehlikeyi artıran kendi eylemi varsa gündeme gelebilir. Aksi hâlde davalı, kanalı işleten kurumdur.

Ne kadar süre içinde başvurmam gerekir?

Ölümü öğrendiğiniz tarihten itibaren bir yıl, her hâlde olay tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye yazılı başvuru yapmanız gerekir. İdare otuz gün içinde cevap vermezse istek reddedilmiş sayılır ve bundan sonraki altmış gün içinde dava açılır.

Ceza davası bitmeden tazminat davası açılabilir mi?

Evet. Tazminat davası ceza davasından bağımsızdır. Görevlilerin beraat etmesi idarenin hizmet kusurunu ortadan kaldırmaz. Ceza dosyasının sonucunu beklerken idareye başvuru süresinin kaçırılmamasına dikkat edilmelidir.

Çocuğun ölümünde destekten yoksun kalma tazminatı istenebilir mi?

İstenebilir. Tazminat, çocuğun olayların olağan akışına göre ileride anne ve babasına sağlayacağı destek gözetilerek hesaplanabilir. Hesabı aktüerya bilirkişisi yapar; ailenin ekonomik durumu ve yöre koşulları dikkate alınır.

Su kanalına düşen çocuk kurtarıldı ama yaralandıysa ne istenir?

Çocuk ölmeyip yaralandıysa sorumlu kurum ve mahkeme değişmez; değişen tazminat kalemleridir. Tedavi giderleri, varsa kalıcı sakatlık nedeniyle çalışma gücü kaybı ve çocuk ile anne babası için manevi tazminat istenebilir. Kalıcı bir zarar varsa maluliyet oranını gösteren sağlık kurulu raporu alınmalıdır.

Kardeşler de tazminat isteyebilir mi?

Kardeşler manevi tazminat isteyebilir. Destekten yoksun kalma tazminatı ise ölen çocuğun kardeşlerine gelecekte destek olacağının somut olarak gösterilmesine bağlıdır ve her olayda kabul edilmez.

Ailenin gözetim eksikliği tazminatı ortadan kaldırır mı?

Kural olarak kaldırmaz, indirim sebebi olabilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesine göre hâkim tazminatı indirebilir. İndirim yapılabilmesi için ailenin somut bir ihmalinin ortaya konulması gerekir.

İdare kanalın tamamına çit çekmek zorunda mı?

Hayır. Yönetmelik su yapılarının tamamının çitle çevrilemeyeceğini kabul eder. Ancak riskli yerlere uyarı levhası, gerektiğinde bariyer, tel örgü veya çit konulmasını ve bunların yılda üç kez kontrol edilmesini zorunlu tutar. Çocuğun düştüğü yer riskli bir noktaysa idarenin sorumluluğu devam eder.

Kanal köyün içinden geçiyorsa belediye de sorumlu olur mu?

Olabilir. Yönetmeliğe göre kanal yapıldığında yerleşim yeri dışında kalan ancak sonradan yerleşim alanına dahil olan yerlerde güvenlik tedbirlerini yerel yönetimler, DSİ’nin görüşü doğrultusunda alır. Bu durumda belediye de davalı gösterilebilir.

Dava Kanalı İşleten Kuruma Karşı Kurulur

Kanalda boğulan çocuk için tazminat davasının üç temel sorusu vardır: kanalı kim işletiyordu, hangi noktada hangi önlem eksikti ve aile hangi süre içinde idareye başvurdu. Bu soruların cevabı devir sözleşmesinde, Yönetmelikte sayılan kontrol tutanaklarında ve olay yerinin ilk günlerdeki durumunda saklıdır. Dava kuruma karşı, idare mahkemesinde ve süresinde açıldığında aile, hem maddi kayıplarının hem de yaşadığı acının karşılığını isteyebilir.

Kanalda çocuğunuzu ya da bir yakınınızı kaybettiyseniz, kanalın hangi kurumun sorumluluğunda olduğunu ve başvuru sürelerini birlikte değerlendirmek için iletişim sayfasından bize ulaşabilirsiniz.


Bu içerik, 6172 sayılı Sulama Birlikleri Kanunu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve DSİ Su Yapıları Koruyucu Güvenlik Tedbirleri Yönetmeliği’nin yürürlükteki hükümlerine dayanan genel nitelikte bir açıklamadır ve hukuki tavsiye yerine geçmez. Somut olayınızdaki sorumluluk için bir avukatla görüşmeniz gerekir.

Av. Handan Sayan Özgül — Ankara Barosu

İletişim

Bu yazı genel niteliktedir; somut olayın koşulları sonucu değiştirir. Dosyanıza ilişkin görüşme için iletişim bilgileri aşağıdadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Mevzuat ve içtihat değişebildiğinden, karar vermeden önce güncel durumu bir avukatla değerlendirmenizi öneririz.

Devamı

İlgili yazılar